ÇOCUKLARIMIZI KÜÇÜK YAŞTA NAMAZA ALIŞTIRMALIYIZ

ÇOCUKLARIMIZI KÜÇÜK YAŞTA NAMAZA ALIŞTIRMALIYIZ

ÇOCUKLARIMIZI KÜÇÜK YAŞTA NAMAZA ALIŞTIRMALIYIZ

ÇOCUKLARIMIZI KÜÇÜK YAŞTA NAMAZA ALIŞTIRMALIYIZ

Kurtuluşa ermenin birinci koşulu nedir? Namazı huşû ile kılmanın ehemmiyeti ve erdemi nedir? Namazın Müslümanın yaşamındaki yeri ve ehemmiyeti nedir? Salih baba ve saliha anne kimlerdir? Evlatlarımıza namazı hoşlandırmanın yolu nedir? Peygamber Efendimiz s.a.v çocukları nasıl terbiye ederdi? Kıyamet günü namaz kılmayanların sonucu ne olacak? Takva nedir? Nasıl takva sahibi oluruz? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor…

Felâha ermenin birinci koşulu:

اَلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ emrediliyor.

“Onlar ki namazda huşû içindedir.” el-Müʼminûn, 2

Namazın en güç tarafı budur. Fıkhî tarafı basittir. Fıkıh kitaplarından okursun, öğrenirsin onu. Farzları, vacipleri, sünnetleri, sehiv secde yerlerini bilirsin, basit… Tâdil-i erkânı öğrenirsin, basit… Ne kadar, ne ölçüde fasıllarda duracaksın, öğrenirsin. Fakat en önemliyi, namazı huşû ile kılabilmek.

Burada emrediyor Cenâb-ı Hak:

“Onlar ki namazda huşû içindedir.” el-Müʼminûn, 2

Cenâb-ı Hak:

“Secde et ve yanaş.” el-Alak, 19 emrediyor.

Huşû ne yapar? Tevekkül ve teslîmiyeti artırır. Cenâb-ı Hak, mü’mine barınak, sığınak, hattâ bir liman hâline kazanç.

Meryem Vâlidemiz’i Cenâb-ı Hak çok senâ ediyor Kur’ân-ı Kerîm’de. 34 yerde sırf hanım adı Meryem olarak Kur’ân-ı Kerîm’de geçiyor. Geçerken de çok yerde de Meryem oğlu Îsâ diye geçiyor. Îsâ -aleyhisselâm-’dan bahsederken yeniden Cenâb-ı Hak Meryem Vâlidemiz’i anımsatıyor. “Namusunu gözeten Meryem” emrediyor. Bkz. el-Enbiyâ, 91 Namaz o kadar önemli ki… Efendim, Meryem Vâlidemiz’i çok beğeniyor, fakat Âl-i İmrân, 43. âyetinde:

“Ey Meryem diyor, Rabbine iman et diyor. Secdeye kapan diyor. O’nun huzûrunda rükû edenlerle birlikte sen de rükû et.” emrediyor.

Velhâsıl namaz bu kadar çok önemli.

“Secde et ve yanaş.” el-Alak, 19 emrediliyor.

Bedenin kıblesi Kâbe olurken, kalbin kıblesi Cenâb-ı Hak olacak.

Yeniden Cenâb-ı Hak kimler -Fetih Sûresi’nde- Rasûlullâh’ın yanında? Yeniden orada emrediyor ki Cenâb-ı Hak:

“…Sen onları rükû ederken, secde ederken görürsün…” el-Fetih, 29 emrediyor.

Yeniden Efendimiz emrediyor hadîs-i şerîfte; Allâh’ın râzı olduğu üç bireyi şöyle beyan ediyor:

“Şu üç bireyden Allah râzıdır.” emrediyor. Başka Bir Deyişle demek ki bugün kendimizi bu biçimde yaşamalıyız. Evlâtlarımızı da bu hadîs-i şerîfin şümûlüne dâhil etmeliyiz.

Bir… Allâh’ın râzı olduğu üç şahıs. Tabi tam emirleri yapacak, nehiylerden kaçacak.

“Gece teheccüde kalkan şahıs.” emrediliyor.

İkincisi; “Namaz için saf saf duran mü’minler.” Başka Bir Deyişle bir cemaatle namazı kılabilmek.

Üçüncüsü ise; “Düşmanla savaş için saf tutan mü’minler.” Bkz. Ahmed, III, 80; İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, IV, 202/19317

Başka Bir Deyişle harpten kaçmayan, Allah için oraya devam eden, savaşta bir vecd içinde savaşan askerler, emrediliyor.

Asr-ı saâdete baktığımız zaman, bugün en çok olan psikiyatrik rahatsızlık, asr-ı saâdette yok. Zira secde, rehabilitasyon ediyor. Sosyal taşkınlık ve rahatsızlık da yok. Zira namaz cemaatle kılınıyor, zekâtlar veriliyor, infaklar oluyor, oruç yakalanıyor, acıma artıyor.

Velhâsıl namaz, mü’minin mîrâcı…

“Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde hoş giysiler giyinin…” el-A‘râf, 31 emrediliyor.

Başka Bir Deyişle niçin? Cenâb-ı Hak kula, kendi huzûrunda olduğunu idrâk ettirsin. Bir fânînin huzûruna çıkarken nasıl çıkıyor; Cenâb-ı Hakk’ın huzûrunda nasıl duruyor?..

Yeniden namazın… İmanlar, bizim lehimize. Günde en az beş sefer Cenâb-ı Hak’la buluşuyoruz.

“…Huşû ile kılınan namaz; fahşâdan başka bir deyişle namussuzluktan, münkerden men eder…” el-Ankebût, 45 emrediliyor.

Başka Bir Deyişle senin-benim kıldığımız namaz nasıl? Onun miktarını görmek, röntgenini görmek istersen; gözü nereleri izliyor, nasıl bir his dinliyor? Kulağı nelere muhatap? Dilinden neler çıkıyor? Bedenini, eforunu-gücünü nerede kullanıyor? İşte bu, namazın bir röntgeni. Fahşâdan gözeten bir namazın röntgeni.

Efendimiz;

“Namaz kılar diyor, şu kadarı, şu kadarı, şu kadarı gider diyor, ancak onda biri kalır.” emrediyor. Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 321

Başka Bir Deyişle namazı süre aralarına sıkıştırmamak lâzım. Bir telefon geldi, bir şey oldu, şuna bakayım, şunu hâlledeyim, sonra kılarım… Diğer müddete yanaştığı zaman, namaz huşuu kaybeder ve ağırlık başlar vücutta.

Tabi bu, doruk bir namaz. Rasûlullah Efendimiz namaza durduğu zaman, vicdanından kazanda kaynayan bir su, fokurdayan bir su gibi dinlerdik diyor Âişe Vâlidemiz.

Yeniden İbrahim -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk’a çok yüksek bir takvâ hâlinde. Mülkünden, canından, evlâdından… Fakat İbrahim -aleyhisselâm- takvâ üzere bir namaz istiyor Cenâb-ı Hak’tan ve zürriyetine de istiyor o namazı.

“Yâ Rabbi! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı aralıksız kılanlardan eyle. Ey Rabbim! Duâmı kabul eyle!” İbrahim, 40 emrediyor.

Başka Bir Deyişle bugün zürriyet… Bugün anne ve babalara bu çok önemli bir îkaz olmuş oluyor. Fazîletli anne-babalara baktığımız zaman -kendi aramızı kıyas etmek için- meselâ Huzeyfe -radıyallâhu anh- anlatıyor sahâbeden:

“–Peygamberimiz’le annesi soruyor en son ne zaman görüştün diyor, Efendimiz’le?” diyor.

“–Birkaç gün oldu görüşmedim.” diyor. Annem bana çok kızdı diyor. Fena bir biçimde beni fırça attı diyor. Ben de dedim ki annesini çok beğeniyor, anne o muhabbeti vermiş;

“–Dur, kızma anneciğim diyor. Hemen Rasûlullah Efendimiz’in yanına gideyim, O’nunla birlikte akşam namazı kılayım. Sonra da benim ve senin için Rasûlullah Efendimiz’den bir istiğfar isteyeyim, Cenâb-ı Hakk’a istiğfar etmesini…” Tirmizî, Menâkıb, 30/3781; Ahmed, V, 391-392

Bir anne ve evlât… Başka Bir Deyişle annenin-babanın sanatıdır evlât.

Yeniden Ahmed ibni Hanbel… Bu, dört mezhepten birinin imamı, Hanbelî mezhebinin. O da çocukluğunu aktarıyor. Ahmed ibni Hanbel emrediyor:

“Ben on yaşımdaydım diyor. On yaşımdayken Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledim diyor. Başka Bir Deyişle hafız oluyor. Sabah namazından evvel annem beni kaldırırdı diyor. Fakat diyor, Bağdat’ın çok soğuk günleri vardı diyor. Annem diyor, benim diyor, abdest suyumu ısıtırdı diyor. Sonra giysimi giydirirdi diyor. Daha çocuk yaşta, on yaşlarında filân… Konutumuz uzak, yol da karanlık olduğu için, kendisi de örtüsünü takınırdı diyor, tesettüre bürünürdü, benimle beraber camiye kadar kazançtı.” diyor. Ali el-Karnî, Durûs, XXVI, 4, XLIII, 21

Sâliha anne… Cennetlik anne… Cennet’in ayakları altında olduğu anne…

Yeniden, İmâm Mâlik emrediyor ki:

“Ben diyor, her hadis ezberlediğimde, çocuktum, babam bana bir armağan verirdi diyor. Öyle zaman geldi ki, babam armağan vermese dahi, hadis ezberlemek bana tasvirsiz bir lezzet hâline geldi.” emrediyor.

Velhâsıl demek ki burada evlâtlarımıza bize görevimiz, o huşûa alıştırmak, o lezzete alıştırmak. O lezzet olduğu zaman basit…

Fakat bugün ne yazık ki, başka bir deyişle, tersine; “Aman daha çocuktur, ne olacak?! Tesettürü zamanla değişir, sonra yapar…”

Bu ne oluyor? Nefsâniyet çocukta bir tiryâkilik hâline geliyor. Tiryâkilik olunca sonra da ne anne dinliyor ne baba dinliyor, devam ediyor. Onun için, ağaç yaşken eğilir. Her Zaman öyle anne-babalara şu yanıtı vermeli: “Ne verdin ki ne bekliyorsun?!. Nerelerde okutuyorsun?!.”

Demek ki evlâtlarımıza çok îtinâ göstermemiz lâzım. Tabi bugün bu daha güç. Niye? Evrenselleşen dünyada, belki bu, zuhur eden birtakım fitnelerin sonucunda yediden yetmişe bir el telefonu var. Başka Bir Deyişle bunun, internetin, bir noktada yararı var, bir noktada yararından çok hasarı var; jenerasyonu felâkete sürüklüyor.

Bunun için biz ne kadar evlâtlarımızı muhabbetle terbiye edersek, o kadar bizim izimizde olurlar. Efendimiz Medîne-i Münevvere’yi teşrif ettiği zaman Enes’in annesi veyahut da üvey babası, Enes’i yakaladı getirdi Efendimiz’e;

“–Yâ Rasûlâllah dedi, bunu size hizmet etmesi için vakfediyorum.” dedi. Annesi vakfetti hizmet etmesi için.

Enes on yaşında, Efendimiz elli üç yaşında. Rahmeten li’l-Âlemîn olan bir Peygamber’e on yaşındaki çocuk nasıl hizmet eder? Fakat Efendimiz, onu aldı, terbiye etti. Aradaki şeyler çok… Diyor ki Enes:

“Beni diyor, muhabbetle terbiye etti diyor. Hiç diyor, bana diyor, bir diyor, üf dahî demedi diyor. Hep bana muhabbet tevzî etti.” diyor.

Vefat ettiği zaman da;

“Rüya görüp de diyor, Efendimiz’i görmediğim rüyâ olmadı hiç.” diyor.

Demek ki evlâtlarımız çok önemli. Muhabbetle onu terbiye edebilmek. En önemli, en önemli, onu minik yaşta namaza alıştırmak. Sonra namazı tez kılıyor, vs. oluyor, olmuyor bir cinsli, toparlanamıyor.

Müddessir Sûresi’nde Cehennem’e girenlerin, birinci koşulu da… Onlara, Cehennem’e girenlere uzaktan sesleniyorlar:

“–Niye Cehennemliksiniz?” diyorlar. Onlar da:

“–Biz namaz kılanlardan dokunulduk.” diyor. Yeniden:

“–Biz acımasızdık diyor. Hep kendimizi düşünürdük.” diyor.

Bugün evrensel dünyanın getirdiği, seküler dünyanın getirdiği de bu. Başka Bir Deyişle bir çıkar dünyası. Açları düşünmemek, hattâ kızmak.

Başka ne? En önemliyi:

“–Bâtıla dalanlarla birlikteydik.” emrediliyor.

İşte en büyük bâtıla dalanlar, internetin çıkmaz caddelerinde ziyan olması neslin.

Tabi ne oluyor? Dünya, dünya, dünya… Hep kirler geliyor:

“–Âhireti inkâr edenlerden olduk.” Bkz. el-Müddessir, 40-47

Bu kadar ilâhî azamet, bu kadar kudret akışları karşısında böyle diyor. Geçen gün birisi diyor ki; “Allah diyor, beni yaratırken bana sordu mu?” diyor. “Bana sordu mu?” diyor. Başka Bir Deyişle Cenâb-ı Hak’la cidâle giriyor; “Bana sordu mu?” diyor.

Yahu Allah sana büyük ödül vaad ediyor. Nasıl dünyevî sınavlardan geçiyorsun, kazanmak için. Oradan, Allah sana Peygamber yolluyor, Kitap yolluyor, Suhuf yolluyor. Şu evren, her şey zerreden küreye ilâhî azametin tecellîsi. Kör olarak geziyor, kalbi kör olarak.

Velhâsıl takvâ zarûrî… Hem kendimiz müttakî olacağız hem de yavrularımız müttakî olacak.

Hazret-i Ömer, Übey bin Kâ‘b’a soruyor:

“–Übey diyor, bana diyor takvâyı târif et diyor. Bana örnekle tanım et.” diyor.

“–Sen diyor, dikenli bir yolda yürüdün mü?”

“–Yürüdüm.”

“–Ne yaptın?”

“–Dikenlerden kendime gözettim.” diyor.

“–İşte takvâ bu diyor. Allâh’ın men ettiği, nehyettiği şeyden öyle kendini gözetmendir.” diyor. Bkz. İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Beyrut 1988, I, 42

Velhâsıl bu;

وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْاَسْحَارِ

“…Seherlerde istiğfar ederler.” Âl-i İmrân, 17]

Teheccüdler ve seherler ihyâ edilecek ki gündüze öyle girilecek ki, nefsânî heveslere karşı bir mukâvemet alana gelsin. İlâhî rahmet tecellîleri olsun ki, seni o günahtan, o yanlış yerden seni korusun.

Seherler bir istiğfar zamanı. Kelime-i tevhîdi tekerrür tekerrür tefekkürle bir nevi îmânı yenileme saatleri.

Efendimiz’le selâmlaşma, salevât-ı şerîfe, Efendimiz’le buluşma saatleri. Havanın loş karanlığında mezar abuhavasına girebilmenin bir kaygısı, bir hazırlığı. Nasıl bedenimizde birtakım mekanizmalar varsa, fakülteler varsa, o biçimde mânevî mekanizmaları, mânevî fakülteleri çalıştırabilmek.

Ondan sonra:

اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

“…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allâhʼı anmakla mutmain olur huzura kavuşur.” [er-Ra‘d, 28]

Kalp işte Cenâb-ı Hak’la birlikte olacak, o zaman dünyevî çıkarlar gözden silinecek, bir gölge hâline gelecek.

Efendimiz emrediyor -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Yine dirilme günü başka bir deyişle kıyamet çok sıcak bir gündür. O gün serinlemek için şimdiden oruç yakala. Mezar yalnızlığı için gece karanlığında iki rekât teheccüd kıl.

Kıyametin büyük hâdiseleri için bir kere eforun varsa haccet veya fakire sadaka infâk et.” Bkz. Ebû Nuaym, Hilye, I, 165

“Haklı yere bir laf söyle yahut da makûs bir laf söylemekten dilini koru.” Müslim, Îmân, 77

Velhâsıl imanlar, bir nîmet; külfet değil…

TASAVVUF NEDİR, İNSANA NE KAZANDIRIR?

TASAVVUF NEDİR, İNSANA NE KAZANDIRIR?

KISACA TASAVVUF NEDİR?

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ ÖBÜR SOHBETLER

DÜNYADAYKEN NUH’UN GEMİSİNE BİNMEYE BAK!

İSLAM AHLAKINDA MUHTACI YALANLAMAK YOKTUR

ÖMÜR, METRAJI BELLİ OLMAYAN BİR MAKARA GİBİDİR

TATLI SYATIL BAŞI KALABALIK OLUR

MÜ’MİN, SÖYLENTİLERLE ÖMÜR TAKVİMİNİ LEKELEMEZ

YÂ RABBİ! BİZE NAMAZI SEVDİR

MÜSLÜMANIN DÜĞÜNÜ VE KONUTLULUK YAŞAMI NASIL OLMALI?

SABIR MI GÜÇ, ŞÜKÜR MÜ?

BİR KULUN SÂHİP OLMASI GEREKEN ALTI HUSUSİYET

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN S.A.V İKİ VASİYETİ

AŞK İLE YAŞANAN BİR ÎMÂN

sizlere IslamıYaşıyorum.com farkıyla sunulmuştur .
Dualar ve Anlamları

Rüya Tabirleri

Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: