İSLAM’DA ANNENİN YERİ VE SÂLİHA KADIN

İSLAM’DA ANNENİN YERİ VE SÂLİHA KADIN

İSLAM’DA ANNENİN YERİ VE SÂLİHA KADIN

İSLAM'DA ANNENİN YERİ VE SÂLİHA KADIN

İslam’da annenin yeri nedir? Saliha bayan kimdir? Saliha kadının nitelikleri nelerdir? Anne ile ilgli ayet ve hadisler nelerdir? Haberin ayrıntısında bulabilirsiniz.

“Cennet onların ayakları altındadır.” emrediyor Efendimiz s.a.v. Bizleri Allah’ın ebedi tecellesi ve mucizesi ile dokuz ay karnında taşıyan, her an yanımızdan hiç noksan olmayan büyük fedakarlık misalleri annelerimiz…

TEK BAŞINA BİR MEKTEP: ANNE

Eğitim ailede başlar. İnsanın ilk mürebbîsi annesidir.

Eskiden toplumumuzda eforlu bir aile yapısı vardı. Bu yapı içerisinde geleceğin anneleri en hoş biçimde eğitiliyordu.

Zaman içerisinde ailelerimizde bu kıvam bozuldu. Artık anne-babaların evlâtlarıyla olan biyolojik alâkaları pek bir şey ifade etmez oldu. Bu nedenle geleceğin annelerini yetiştirmek için daha ciddî kurumlara gereksinim var.

Bugün kız Kur’ân kursları, bu gereksinime yanıt vermeye mücadele etmelidir. Gelecek jenerasyonları yetiştirecek annelerin, Kur’ân ve hadis abuhavasında hazırlanması bu kurumlara emânettir. Dîni hayata, dînin zâhirini ve bâtınını bilme ve takvâ yaşamına girme husûsunda Kur’ân kursu ihmâl edilmemelidir.

Geleceğin anneleri, karakter tevzîine Kur’ân abuhavasında hazırlanmalıdır.

Zira analık çok önemlidir. Cenâb-ı Hak, annelere ayrı bir kıymet ve birliktesi çok önemli misyonlar vermiştir.

Nesillerin yetiştirilmesinde öncelikli vazife annelerindir.

Bu önemli görevleri lâyıkıyla yerine getirebilecek hasletlerle bezenmiş bir anne için, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz şöyle emretmiştir:

“Cennet, annelerin ayakları altındadır.” Nesâî, Cihâd, 6; Ahmed, III, 429

Burada annelere has bir kıymet mevzubahisidir. Bu kıymet de annelerin toplum içerisindeki en önemli ahlakçı olma niteliklerinden dolayıdır.

Bizleri evvel bir zaman karnında, sonra kollarında ve can verinceye kadar da kalplerinde taşıyan annelerimize gösterilecek sevgi ve hürmete ortak olabilecek başka bir varlık yaratılmamıştır.

Konut tanzimi ve evlât nezaketini omuzlarına alan anneler; cidden engin bir muhabbete, derin bir hürmete ve ömürlük bir teşekküre lâyıktırlar.

En büyük karakter, en büyük insan, Rahmetenli’l-Âlemîn olan Peygamberimiz de, bu hasletlerle bezenmiş olan Hatice Vâlidemiz’e hayran oldu. O namus, hayâ ve vefâ âbidesi Hatice Vâlidemiz, bu meyanda yetişmiş bir analığa en hoş bir örnektir.

Böylesi anneler için;

«Reel sâliha bir anne, en hoş

bir muallime» kararı verilmiştir. Bu açıdan bakıldığında anneler «cemiyete doğrultu veren» kimseler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Annelerin cemiyete vereceği doğrultu, hangi yön olmalıdır?

Anneleri nasıl yetiştirirsek, onlar da geleceğin cemiyetini o temellere göre inşâ edecekler demektir.

Cenâb-ı Hak bizden takvâ cemiyeti inşâ etmemizi heves etmektedir. O hâlde, anneleri; bu kasta hizmet edebilecek liyâkatte, kıvamda ve rûhâniyette yetiştirmeliyiz.

Anneler, yavrularımızın ilk mürebbîleri… Yavrularımız, bize Allâh’ın birer emâneti. On-

ların hoş bir insicam içerisinde yetiştirilmesi ve topluma yararlı fertler hâlinde topluma kazandırılması hepimizin görevi.

Bu da ancak onların gönüllerini, Kur’ân kültürü ve Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesi muhtevâsında doldurabilmekle gerçekleşir.

Bunun için çalışacağız…

Evvelâ, ilk ve en önemli mürebbînin, başka bir deyişle annelerin en iyi biçimde yetişmesi için seferber olacağız.

Göz nûru olan ve takvâ ile müzeyyen bir cemiyet için mücadele göstereceğiz.

Nitekim bu çabamız, bizim Kâinatlar Sultânı’na olan yakınlığımız ve muhabbetimizin de bir göstergesi olacak.

EFENDİMİZ S.A.V SAHÂBE HANIMLARIN EĞİTİMİNİ İHMÂL ETMEDİ

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; tâlim ve edebiyle, tezkiyesiyle, sohbetiyle câhiliyye insanını, karanlıklardan nûra çıkarmıştır. O; mescidde, suffede, cephede, seferde, her yerde ashâbını yetiştirme azminde olmuştur. Bu konuda başta ehl-i beyti ve akrabaları olmak üzere, sahâbî hanımlarını da yetiştirmeyi, eğitmeyi ihmâl etmemiştir.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellemiçin pervâne olan sahâbîler gibi, hanımları da, Kur’ân ve Sünnet’i tahsil etme, O Varlık Nûru’nun rûhânî dokusundan pay alma çabasında olmuşlar, bu iştiyakla huzûruna çıkarak;

“−Ey Allâh’ın Rasûlü! Sizin laflarınızdan hep erkekler istifade ediyor. Biz bayanlara da bir gün ayırsanız, o gün toplansak ve Allâh’ın Size öğrettiklerinden bize de öğretseniz!” diye ricâda bulunmuşlardır.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellemde;

“−Peki, şu gün şurada bir araya geliniz!” emrederek haftanın bir günü hanımlara mahsus sohbet düzenlemiştir. Buhârî, İ’tisam 9; Müslim, Birr, 152

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellemkendisine Kur’ân âyetleri inzâl buyurulduğunda onu evvel erkeklere, daha sonra da bayanlara okumuştur. İbn-i İshâk, s. 128

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz, Hazret-i Âişe Vâlidemiz ve değişik ezvâc-ı tâhirâtı, bayanlara dinlerini öğretmeleri için misyonlandırmıştır. Hattâ; “Mescidin bir kapısını bayanlara ayırmıştır.” Ebû Dâvûd, Salât 53/571

Ensar hanımları da hanımlara mahsus dînî kararları bilmek için Peygamber Efendimiz’e başvuru etmiş ve hayâyı ilme mânî kılmamışlar-

dır. Âişe -radıyallâhu anhâşöyle der:

“Ensar bayanları ne iyi bayanlardır. Hayâları onları dînî sorunları derinlemesine bilmekten alıkoymamıştır.” Müslim, Hayz, 61

Hanım sahâbîler; bir taraftan Hazret-i Peygamber’in vaazları ve konuşmaları yoluyla İslâm’ın ahkâmını bilmeye çalışırken, değişik taraftan da karşılaştıkları problemlerin çözümü ve uslarına gelen soruların yanıtını alabilmek için her zaman Rasûlullâh’a müracaat etme imkânına sahip olmuşlardır. Efendimiz de hanımlara değer katmış ve sorularına mukabelede bulunmuş, her türlü problemleriyle ilgilenmiştir. Müslim, Fezâil, 76; Ebû Dâvûd, Edeb, 12

Öyle ki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-bir hutbesinde;

“−Ey insanlar! Nefsinden korkan varsa, ayağa kalksın da, kendisi için duâ edeyim!” emretti. Duâ arzında bulunan birkaç erkekten sonra mescidin bayanlar kısmından bir bayan ayağa kalkıp;

“–Bende şöyle şöyle hâller var. Allâh’a duâ et de benden bu hâlleri gidersin!” dedi. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellemona;

“–Sen Âişe’nin evine git!” emretti. Sonra minberden indi. Hazret-i Âişe’nin evine dönünce kadının başına asâsını koydu ve ona duâ etti. İbn-i Sa’d, II, 255

Sahâbe hanımlarının; dünya ve âhiretlerini Allâh’ın kelâmı ve Rasûlü’nün sünneti ile inşâ etme, sorunlarını, tasalarını bu kaynaklara başvuru ederek halletme azimleri bizler için nümûne-i imtisaldir.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellemGıfarlı bir hanıma;

“Bir su kabı al, içerisine tuz at. Sonra örtüye dokunan kanı onunla yıka!” önerisinde bulunmuştu.

Peygamber Efendimiz’e muhabbetle itaat hâlinde olan o hanım sahâbî, ömrü süresince büyük bir bağlılık içerisinde bu nasihati tatbik etmiş, suyuna tuz katmadan kıyafetlerini devirememiştir. Hattâ can verdiği zaman cenâzesinin yıkanacağı suya da tuz atılmasını vasiyet etmiştir.” Ebû Dâvûd, Tahâret, 122/313

Günümüzde de hanımlar; dinlerini bilme, zâhirî ve bâtınî bilgilerle mücehhez olma yolunda, mücadeleyi elden vazgeçmemeli, sahâbe hanımlarını misal almalıdır.

Bir müslüman hanımefendiye, bir müslüman anneye gereken hakikat tahsil budur. Zira reel istikbal uhrevî istikbaldir.

SAHÂBE HANIMLARININ ECİR KAZANMA AZMİ

Sahâbe hanımları, ilim tahsilinde olduğu gibi; ecir kazanma, Allah Rasûlü’ne mânen yakın olma mevzusunda da âdetâ sahâbî erkeklerle yarış hâlinde olmuşlardır.

Ashâb-ı kiramdan Yezid bin Seken’in kızı olan Esmâ -radıyallâhu anhâ-, fesâhat sâhibi uslu bir hanımdı. Bir gün bayanlar tarafından Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz’in huzûruna sevk edildi. Efendimiz’e derin bir hürmet içerisinde ve tatlı bir ifade ile şunları söyledi:

“Anam babam Sana fedâ olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Ben bayanlar tarafından elçi olarak sevk edildim. Hak Teâlâ Hazretleri Sen’i tam erkeklere ve bayanlara Peygamber yollamıştır. Biz bayanlar Sana ve Sen’in Rabbine îmân ettik.

Lâkin biz konutlara kapanıp kalıyoruz. Beylerimize hizmet edip çocuk yetiştiriyoruz. Siz ise Cuma namazları kılmak, camilere ve cemaate gitmek, hastaları ziyaret etmek, cenaze namazı kılmak, hac üstüne hac yapmak, daha da ehemmiyetlisi Allah yolunda muhârebe ve cihâd etmek gibi fazîletlerle bizden üstün oluyorsunuz.

Ancak siz hac, umre ve kâfirlerle mücâhede etmek üzere konutunuzdan çıktığınız müddetlerde biz sizin mallarınıza gözetir, iplik eğirip kıyafetlerinizi dokur ve çocuklarınızı besleriz. O hâlde bizler de o hayır ve sevaplı işlerin ecirlerinde sizlere ortak olur muyuz yâ Rasûlâllah?”

Peygamber Efendimiz, Esmâ’nın bu laflarını dinledikten sonra yanlarında bulunan ashâbına dönerek;

“–Siz hiç din işlerinde sual soran bir bayandan, bundan daha hoş laflar duydunuz mu?” emretti.

Onlar da;

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz bir kadının böyle hoş ifadelere sahip olabileceğine olasılık vermezdik!” dediler.

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellemtekrar ona hitâb ederek;

“–Ey hatun! Anla ve seni yollayan bayanlara da anlat ki; bayan kısmının kocası ile iyi geçinip, kocasının memnunluğunu kazanması, o fazîletlerin hepsine muâdil olur.” emretti.

Bayan dönüp giderken keyfinden tehlîl ve tekbîr getiriyordu. İbn-i Asâkir, Târihu Dımaşk, VII, 363-364, XXIX, 65-67; Beyhakî, Şuab, VI, 421; Heysemî, IV, 305; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, VII, 19

Bu hadîs-i şerif, sahâbî hanımlarının âhiret sermâyesini artırmak için nasıl bir iştiyak içinde olduklarını göstermektedir. Allah Rasûlü’nün verdiği yanıt ise, müslüman hanımının faaliyet sahasının, konutu olduğunu teyit ediyor.

Bir başka sahâbî hanım, Ümmü Ri’le -radıyallâhu anhâ-…

Fesâhat ve belâğat erbâbı, kalbi temiz, şiiri tatlı, uslu ve gayet zekî olan bu hanım bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz’in huzûruna çıkıp selâm verdi. Tâzim ve ihtirâmını talep ettikten sonra da

büyük bir terbiye içinde kendilerinin perde artta, haremde kaldıklarından, kocalarının kararı altında bulunmaları nedeniyle çocuk beslemek ve beşik düzenlemek gibi konut işleri ile meşgul olduklarından bahsederek;

“Bizim için gazâya gidip büyük ecirlere nâil olmak olası olamıyor. Bize bir şey öğret ki onunla Allâh’a yanaşabilelim!” diye kısa, ancak hayırları ihtivâ eden çok mânâlı bir arzda bulunmuştu. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellemde ona;

“Gece-gündüz durmadan Allâh’ı zikredin, gözlerinizi yabancıya bakmaktan ve seslerinizi onlara duydurmaktan muhafaza edin!” emrederek kendilerine cihad sevâbı kazandıracak ve Allah Teâlâ’ya yanaştıracak nasihatlerde bulunmuştur. İbn-i Hacer, el-İsâbe, VIII, 204

Yeniden de cihâda bizzat katılan sahâbî hanımlar da oldu. Ümmü Umâre -radıyallâhu anhâUhud Savaşı’na katılarak oku ve yayı ile düşmanla çarpışanlardan biridir. Savaştan sonra Medine’ye dönen Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“−Harp esnasında sağıma soluma döndükçe hep Ümmü Umâre’nin yanı başımda çarpıştığını görüyordum.” demiştir. İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 479

Bu vesileyle Efendimiz’in muhtelif övgü ve duâlarına mazhar olan Ümmü Umâre Hâtun, Allah Rasûlü’ne;

“–Allâh’a duâ et de cennette Sana komşu olalım.” dedi.

Peygamber Efendimiz j;

“–Allâh’ım! Bunları bana cennette komşu ve dost et!” diyerek duâ etti. Bunun üzerine Ümmü Umâre -radıyallâhu anhâ-;

“–Artık bundan sonra dünyada ne musîbet kazançsa gelsin, aldırmam!” dedi. Vâkıdî, I, 273; İbn-i Sa’d, VIII, 415

Bu sahâbî hanımın, bu dünyada Allah Rasûlü’nü muhafaza ve âhirette O’nunla komşu olma iştiyâkı ne muhteşemdir.

Uhud’dan değişik bir ibretli manzara da şöyledir: Uhud günü Medine bir haberle çalkalandı.

“Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellemöldürüldü!” denilince kentte çığlıklar koptu, feryatlar Arş’a direndi. Herkes yollara düşerek gelenlerden bir haber almaya çalışıyordu. Ensardan Sümeyrâ Hatun’a; iki oğlu, babası, kocası ve kardeşinin şehid olduğu haberi verilmişti. Ancak, o mübârek hanım, bunlara hiç aldırmıyor, kendisini hakikat endişelendiren husûsu, başka bir deyişle Fahr-i Kâinât Efendimiz’in hâlini merak ediyor;

“–O’na bir şey oldu mu?” deyip duruyordu. Karşılaştığı sahâbîler;

“–Allâh’a hamd olsun ki Allah Rasûlü’nün vaziyeti iyidir. O, senin heves ettiğin gibi yaşamdadır!” dediler.

Sümeyrâ Hatun -radıyallâhu anhâ-, yeniden de;

“–Onu görmeden gönlüm huzur bulmayacak, bana Allâh’ın Rasûlü’nü gösteriniz.” dedi.

Gösterdiklerinde hemen gidip kıyafetinin ucunu yakaladı ve;

“–Anam-babam Sana fedâ olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Sen sağ olduktan sonra, gayrı hiçbir şeye aldırmam!” dedi. Vâkıdî, I, 292; Heysemî, VI, 115

İşte Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e dinlenen muhabbetin doruğu ve bu muhabbetle dolup taşan mü’min gönüllerin sergilediği fedâkârlık ve fazîlet nümûneleri… Sahâbeden Abdullah bin Evfâ -radıyallâhu anh-’ın, hanımı vefât ettiğinde insanlara söylediği şu laflar, ashâb-ı

kirâmın Allah yolundaki hizmet coşkusunu gösteren hoş bir örnektir:

“Onun tabutunu taşıyın, hem de şevkle taşıyın! Zira o ve hizmetçileri, esası takvâ üzerine kurulan Peygamberimiz’in mescidi için geceleri taş taşırlardı. Biz erkekler de gündüzleri ikişer ikişer taşırdık.” Heysemî, II, 10

Ecir ve sevap yarışında dur durak öğrenmeyen sahâbe-i kiram hanımları, bir başka gün, Sellâme adında bir hanımı hazırlayıp Efendimiz’e göndermişlerdi. Bu bayan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz’in evlâtlarından İbrahim’in dadısı idi. Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’tan da hadis rivâyet etmiştir. Sellâme -radıyallâhu anhâEfendimiz’in huzûruna çıkıp;

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Erkekler hakkında pek çok tebşîratta bulunuyorsunuz da bayanlara hiç müjde vermiyorsunuz!” dedi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz;

“–Bunu sana görüştüğün bayancağızlar mı öğretti?” emretti.

Sellâme de;

“–Evet, bunu bana onlar buyurdu.” dedi. Bunun üzerine İki Cihan Serveri Efendimiz; “–Sizden biriniz râzı ve kānî olmaz mı ki kocası

kendisinden memnun olduğu hâlde çocuk sahibi olursa, ona Allah yolunda namaz kılan, oruç yakalayan ve cihâd edenlerin sevâbı verilir. Evlâdını dünyaya getirdiğinde ise Allâh’ın onun için hazırladığı göz aydınlığı nimetleri ne yer ne de gök ehli bilebilir.

Yavrusunun içtiği sütün her damlasına karşılık kendisine bir hasene verilir. Eğer çocuğu onu gece uykusuz vazgeçerse kendisine Allah yolunda yetmiş köle âzâd etmiş gibi sevap verilir.” emretti. Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IV, 304-305

Allah Rasûlü’nün bu tebşîrâtına, günümüzün müslüman hanımları da lâyıktır. Yeter ki sâliha hanımın niteliklerine sahip olsunlar…

SÂLİHA HANIMIN VASIFLARI

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellembuyurur:

“Dünya geçici bir bereketten ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı dindar bayandır.” Müslim, Radâ, 64; Ayrıca bkz: Nesâî, Nikâh, 15; İbn-i Mâce, Nikâh, 5

Böyle hayırlı bir nimetin, sâliha hanımın dört niteliği vardır:

1. SÂLİH AMEL DESTEĞİ

Sâliha bir hanım, beyi için sâlih amel desteğidir.

Umumiyetle büyük insanların artta dâimâ sâliha bir bayan vardır. Meselâ Hazret-i Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ilk şartnamesinde kendisine ilk ve en büyük dayanak Hazret-i Hatice Vâlidemiz olmuş ve Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onu ömür boyu unutamamıştır.

Efendimiz, bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatice Vâlidemiz’i uzun uzun anlatarak bazı hâtıraları yine nakletmiş ve geçmiş günleri yâd etmişti. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâVâlidemiz hayret ifade eden bir üslûpla;

“–Yâ Rasûlâllah, yıllarca evvel can verip gitmiş olan bir yaşlı bayanı, bu kadar anımsayıp yâd etmekte ne fayda var? Allah, size, ondan daha genç ve hoşunu ihsân etmiş; ağzında dişi dahi kalmamış bir ihtiyar bayan yerine daha gencini vermiştir.” dedi. Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 20

Âişe Vâlidemiz’in bu laflarına karşı Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz’in mübârek dudaklarından, Hazret-i Hatice Vâlidemiz’i niye unutmadığını bildiren şu laflar döküldü:

“–Yâ Âişe! Seneler geçtiği hâlde Hatice’yi unutmayışım, onun dış hoşluğundan değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatice bana inandı ve tasdik etti.

Etrafımdaki müşrikler bana; «Yalancısın!» dediği zaman; Hatice bana; «Doğru söylüyorsun, asla çekinme!» dedi.

İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatice, tam mirasını önüme sererek; «Bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar tüketebilirsin.» dedi.

Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatice benden asla geri kalmadı; «Bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu eforlukları basitlikler takip edecektir.» dedi.

İşte ben, Hatice’yi, bu fedâkârlıkları için unutmuyorum!”

Kezâ Hazret-i Ali’nin muvaffakıyetlerinde Hazret-i Fâtıma Annemizin rolü âşikârdır.

Ailenin; takvâ yuvası olabilmesi için, hanımın dindar olması çok önemlidir. Nitekim Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellemşöyle emretmişlerdir:

“Bayan dört nedenden biri için nikâhlanır: Mülkü, soyu, hoşluğu ve dindarlığı. Sen ötekilerini geç, dindar olanı seç. Aksi hâlde kasvete düşersin.” Buhârî, Nikâh, 15; Müslim, Radâ, 53

Sâliha bir hanım; kocasının îmânına ve ömrünü sâlih amellerle tezyîn etmesine takviyeci olur. Böyle bir hanım da, bir erkek için en değerli nimetlerdendir.

Nitekim Zeyneb bint-i Cahş -radıyallâhu anhâVâlidemiz, el işi yapan ve bu mevzuda çok mahâretli olan bir hanımdı. Yapmış olduğu el işlerini sattığında hasılatını Allah yolunda sarf ederdi. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz aile efrâdına;

“Sizin bana en acele ve erken kavuşacak olanınız, kolu en uzun olanınızdır.” buyurmuştu.

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâder ki:

“Biz Peygamber hasretiyle kollarımızı ölçer, hangimizin Allah Rasûlü’ne daha evvel kavuşacağını kavramaya çalışırdık. Hâlbuki Efendimiz’in hedeflediği mânâda kolu en uzun olan Zeyneb imiş. Zira o elini iş yapar ve tasadduk ederdi.” Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 101

Sevbân -radıyallâhu anhrivâyet ediyor:

“Altın ve gümüş biriktirip de bunları Allah yolunda tüketmeyenleri dokunaklı bir azâb ile müjdele!” etTevbe, 34 âyeti nâzil olduğu zaman biz Allah Rasûlü ile beraber seferde bulunuyorduk. Ashâb-ı kiramdan kimisi;

“–Altın ve gümüş hakkında inecekler indi. Artık biz onları biriktirmeyip infâk ederiz. Keşke hangi mülkün daha hayırlı olduğunu öğrensek de ondan edinsek!..” dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“Sahip olunan şeylerin en değerlisi; zikreden bir dil, şükreden bir kalp, kocasının îmânına takviyeci olan sâliha bir eştir…” emrettiler. Tirmizî, Tefsir, 9/9

İslâm’ın unutulmadığı, hanımın, beyine; beyin hanımına âhireti andırdırdığı, birbirlerinin suratına su serperek gece namazına kaldıracak derecede samimiyet ve muhabbetle kaynaşmış bir aile, dünyanın en mesut yuvasıdır.

Böyle bir yuvanın beyine de hanımına da Peygamber duâsı vardır:

“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa suratına su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin! Aynı biçimde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa suratına su serperek uykusunu kaçıran bayana da Allah rahmet etsin!” Ebû Dâvûd, Tatavvû, 18, Vitir, 13

Bir ulusun evlâtlarına, îman coşkuyu, vatan ve ulus sevgisi ve onlar kaderinde her türlü fedâkârlığa sabretme azmini veren de sâliha annelerdir. Çanakkale’nin görünmeyen kahramanları, evlâtlarını; «Allah yolunda kurbandır.» deyip kınalayarak cepheye, vatan müdafaasına yollayan, eli öpülesi annelerdir.

Kahraman Mehmetçiklerden Yozgatlı Hasan’ın saçlarını kınalayarak Çanakkale’ye yollayan annesi, ona yazdığı mektubunda şöyle diyordu:

“Oğlum! Sen bu ailenin seçilmiş kurbanısın. Bizim köyde kurbanlık bölen koyunlar kınalanır, ben de seni evlâtlarım arasından vatana kurban olarak adadım. Onun için saçlarını kınaladım. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.”

1915 yılı güzünün serin ve yağışlı günlerinin birinde, Söğüt’nam Akgünlü Köyü’nden ak saçlı, beli bükülmüş, soluk benizli ihtiyar bir ana, Bilecik İstasyonu’ndan oğlunu cepheye uğurluyordu. Oğlunu bağrına basarken şöyle diyordu:

“–Hüseyin’im, cesur oğlum benim!.. Dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, ağabeylerin Çanakkale’de şehid düştüler. Bak, son yongam sensin. Şayet minareden ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse, sütüm sana harâm olsun. Öl de köye dönme!

Yolun Şıpka’ya uğrarsa, dayının rûhuna bir Fâtiha okumayı unutma! Haydi oğul! Allah yolunu sarih etsin!..”

Yaşamı böyle bir takvâ esasında kuran, âhiret kaygısı içindeki sâliha hanım; haramdan fersah fersah uzak, yalnız helâle taliptir.

2. YALNIZ HELÂLE TALİP

Abdullah bin Mes’ûd -radıyallâhu anhbir sahâbî hanımının kalp evreninin Kur’ân ve Sünnet’le ne kadar hem hâl olduğunu ve gönül dünyasının helâl lokmaya ne miktarda dikkat ettiğini bizlere şöyle bildirmektedir:

“Sahâbeden biri evine girdiğinde hanımı ona hemen şu iki suâli sorardı:

Bugün Kur’ân’dan kaç âyet nâzil oldu?

Allah Rasûlü’nün hadislerinden ne kadar ezberledin?

Sahâbî evinden çıkacağı zaman da hanımı ona;

«Allah’tan kork; haram kazanma! Çünkü biz dünyada açlığa dayanırız fakat kıyâmet gününde cehennem azâbına direnemeyiz!» diye öğütte bulunurdu.”

Abdülhamîd Keşk, Fî rihâbi’t-tefsîr, I, 26

İşte sâliha hanımın farkı…

Kocalarını dünya mülkü ve konforu için, ateşe çeken zamâne bayanlarının bütün tersine… Beyini her sabah; «Konuta haram getirme!» telkiniyle uğurlayan eşsiz bir gönül kıvâmı…

Böyle sâliha bir hanım modeli için Peygamber Efendimiz;

“Bana dünyanızdan üç şey beğendirildi. Onlardan biri de sâliha hanımdır.” emretmiştir. Nesâî, Işretü’n- Nisâ, 10; Ahmed bin Hanbel, III, 128, 199

Önümüzde kendimize misal alabileceğimiz model olarak Hatice Annemiz, Âişe Annemiz ve Fâtıma Vâlidemiz var.

Dâimâ kendimizi muhasebe edeceğiz.

Acaba bizler; İslâm karakter, namus ve vakarını temsil noktasında o modellerin hangi düzeyindeyiz?

3. NAMUS ve VAKAR

Sâliha hanımın en güzîde ahlâkî niteliği… Namus ve vakar…

Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz’in hanımlarının bireyinde, ümmet-i Muhammed’e veriyor hayâ ve namus tâlimâtını:

“Ey Peygamber hanımları! Siz, bayanlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Şayet Allah’tan korkuyorsanız, yabancı erkeklere karşı çekici bir edâ ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Hoş laf söyleyin. Konutlarınızda oturun, daha önceki câhiliyye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allâh’a ve Rasûlü’ne itâat edin. Ey ehl-i beyt! Allah sizden, yalnızca günahı gidermek ve sizi pak yapmak istiyor.” el-Ahzâb, 32-33

Sa‘lebî ve başkalarının naklettiklerine göre Âişe -radıyallâhu anhâbu âyet-i kerîmeyi okuduğu zaman, başörtüsü ıslanıncaya kadar ağlarmış.

Sevde -radıyallâhu anhâ-’ya;

“–Niye değişik kız kardeşlerinin yaptığı gibi haccetmiyor, umreye gitmiyorsun?” diye sorulunca, şöyle demiş:

“–Daha evvel haccımı ve umremi yaptım. Allah da bana konutumda kalmamı buyurdu.”

Râvî der ki:

“Allâh’a yemin ederim, odasının kapısından cenazesi çıkarılıncaya kadar dışarı çıkmadı.” Allah ondan râzı olsun.

Sâliha hanımın namus ve vakarını gözetmek için ecdâdımız da büyük bir hassâsiyet göstermiştir. Meselâ Fatih Sultan Mehmed Han bir vakfiyesinde şöyle demektedir:

“Külliyemde binâ ve inşâ eylediğim imâret-hânede şehîd ve şühedânın harimleri hanımları ve Medîne-i İstanbul fukarâsı yemek yiyeler! Ancak yemek yemeye veya almaya bizâtihî kendileri gelmeyip yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde konutlarına götürüle!..”

Bu ince ve nazik temkin, kişiliği rencide etmemek kadar, müslüman hanımların mahremiyetinin muhafazasını da korumak içindir. Ecdad, namusu muhafaza hassâsiyetlerini, gayr-i müslim teb‘anın hanımlarına kadar ihâta ederlerdi.

Fatih’in, Bosna fethinden sonra çıkarttığı bir fermânında;

“–Sakın ola, Sırp kızları su almak için çeşme başlarına geldiklerinde, askerlerim oralarda bulunmayalar!..” demesi, imparatorluktaki namus ve iffet güvencesinin bir tezâhürüdür.

Fatih bu fermânı ile, hem askerlerinin, hem de güvenceyi altındaki hıristiyan teb‘anın kızlarının namusunu muhâfaza etmiş oluyordu.

4. MADDÎ ve MÂNEVÎ TESETTÜR

Tesettür… Hem namusu koruma vesilesi, hem de müslüman bayan için zarâfet ve gösteriş tablosu… Bayanlık kişiliğinin korunması. Nefsânî tutkuları tahrik eden bir şehvet aracı olmaktan kurtulup, muhatabına bir zarâfet ve nezâket hissi neşreden değer ifadesi… Hoşluğu mahremiyetine tahsis etme, ağyâre deşifre olmama sırrı…

TESETTÜR ALLÂH’IN EMRİ:

“Mü’min bayanlara da söyle: Gözlerini harama bakmaktan gözetsinler; iffet ve namuslarını esirgesinler. Görünen kısımları müstesnâ olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.

Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi bayanları mü’min bayanlar, ellerinin altında bulunanlar köleleri, erkeklerden, ailenin bayanına şehvet dinlemeyen hizmetçi gibi tâbî kimseler, yahut henüz bayanların saklı bayanlık husûsiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler.

Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar Dikkatleri üzerine sürükleyecek stilde yürümesinler.

Ey mü’minler! Hep birden Allâh’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” en-Nûr, 31

Tesettüre titizlikle riâyet Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-

Efendimiz’in emri: Dıhye -radıyallâhu anhder ki:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz’e, kubtiyye denilen ince kumaşlar getirilmişti. Onlardan birini bana verdi ve;

«Bunu ikiye dağıl, birini kendine gömlek dik, öbürünü de hanımına ver, kendisine başörtüsü yapsın!» emretti. Ben bütün döndüm giderken;

«–Hanımına söyle, bu ince kumaşın altına, vücûdunu göstermeyen başka bir giysi daha giysin!» emretti.” Ebû Dâvûd, Libâs, 36/4116

Tesettür; yalnızca maddî bir örtünme değil, aynı zamanda mânevî bir namus kalkanı…

Bayanın örtünmesiyle bayanlık kişiliği korunmakta. Bayan, örtüsüyle karşısındakine bir zarâfet ve nezâket hissi vermekte.

Aksi hâlde bayan, nefsânî tutkuları tahrik eden bir şehvet aracı hâline getirilmiş olur ki bu da onun karakter ve itibarını alçaltır ve analık vakarını zaafa uğratır. Burada özellikle işaret edilmesi gereken nokta şudur:

Yaratılış itibariyle bayan ve erkek nefisleri arasında fark vardır. Bu da, bayan ve erkeğe ait ilâhî atamayla olan vazife ve buna bağlı husûsiyet farkından doğmuştur. Bunun için tesettürün, bayana ait biçimi ile erkeğe ait biçimi farklılık talep eder.

Çünkü;

Bayan, erkeğe göre yaratılıştan câzibelidir. Erkeğin bedeni daha ziyade düz hatlardan oluşurken, kadının bedeni, kavisli ve girintili-çıkıntılıdır. Bu nedenle bedene yapışmayacak, beden hatlarını keskin ve dikkat çekici olmaktan gözetecek bir tesettüre gereksinim duyar.

Tesettürden uzaklaşarak kendisini cemiyete bir nevî deşifre ettiğinde, nezâket ve zarâfeti zaafa uğrar. Analık niteliği ve jenerasyonu koruma husûsiyeti hasar görür. Bu bakımdan onun câzibesi, tesettür emri ile yalnız efendisine tahsis edilmiştir.

Zira bayan ve erkek arasında jenerasyonun devamı için birbirlerine karşı değişmez bir fıtrî temâyül mevcuttur ki, tesettür emrine riâyet edilmediği takdirde bu eğilim, ilâhî sınırları çiğnemek gibi felâketlere dûçâr edecek kadar riskli bir ahlâkî çöküntüye neden olur. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın;

“Zinâya yanaşmayınız!..” el-İsrâ, 32 emr-i ilâhîsindeki nüktelerden biri de;

“Tesettüre riâyetsizlikle zinânın yolunu açmayınız; ona imkân hazırlamayınız!” demektir. Bu, artık salt bir karardır. Dikkat edilirse, İslâm, zâhiren câzibesi olmayan bir bayana da tesettürü buyurmuştur. Başka Bir Deyişle;

“Bu bayan; başını, kolunu ve ayaklarını açsa da açmasa da bir şey fark etmez, zati dikkat çekici değildir.” denilemez. Burada kadının, tesettürle bayanlık vakarının korunması esastır.

Bu konuda da tam konularda da Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bize verdiği miktarlara riâyette son derece titiz davranmalı ve O’na bağlılığımız yalnızca gıptada ve hâtıralarda kalmamalıdır.

Mısralardaki şu içli muhasebeyi unutmamalıdır:

Şu çöl gibi dünyada, ey Gül, aşkından yana, Dîvâne olamadık, yalnız gıpta eyledik! Emrine; «lebbeyk» diyen sahâbeydi, biz Sana, Pervâne olamadık, yalnız gıpta eyledik! Seyrî

Hazret-i Peygamber’in yüce düsturlarına gıptadan daha öte bir bağlılıkla candan riâyet etmek koşuluyla;

Yukarıyada sayılan dört niteliğe bürünen; başka bir deyişle beyi için sâlih amel takviyeyi olan, sadece helâle tâlip olan, namuslu ve vakarlı, maddî ve mânevî tesettürü ile İslâm zarâfetini kuşanan müslüman bayan, sâliha bir hanımdır.

Kızlarımızı bu miktarlar içerisinde yetiştirmek, annelerin ve muallimelerin görevi olmalıdır. Yeniden şairin dediği gibi:

Tekerrür, gül ekilsin, bireyin cenneti konuttur,

Ey anne, senindir bu misyon, konutları beğendir!.. Seyrî

Takvâlı bir cemiyet sâliha bir hanım ve sâlih bir zevcin kuracağı aile yuvasında yetişecek, göz nûru evlâtlarla teşekkül edebilir. Bunun için nikâh ve düğünlerin de İslâmî olması zarûrî…

İZDİVAÇ ve DÜĞÜNLER

İzdivaç başka bir deyişle konutluluk Cenâb-ı Hakk’ın bir lutfu ve gizemidir. Allah Teâlâ; aile kurumunda, düşünenler için bir hayli hikmetlerin saklı bulunduğunu şöyle beyân eder:

“Sizlere kendilerinizden eşler yaratması ve aranızda muhabbet ve acıma kuruluş etmesi O’nun âyetlerindendir. Doğrusu bunda, düşünen bir kavim için belli ki ibretler vardır.” er-Rûm, 21

Gerçeken düşünüldüğünde, konutluluk büyük bir gizemdir:

İki yabancı şahıs, bir mukadderat programı ile bir araya kazanç. O güne kadar anne-babalarının evine olan muhabbet ve alâka, o günden itibaren ortak aile yuvasına teveccüh eder. Zira yukarıyada zikrettiğimiz âyet-i kerîmedeki gerçek tecellî eder, Cenâb-ı Hak, zevç ve zevce arasında bir muhabbet ve acıma millet eder. Ulusumuz bu gerçeği; “Nikâhta kerâmet vardır.” diye ifade etmiştir.

Ancak nikâh ve düğünlerimiz, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına, Peygamber Efendimiz’in sünnetine muvâfık olmalıdır.

Evvelâ bugün saklı yakalanan nikâhlar duyulmaktadır. Nikâhın alenî olması lâzımdır. Nikâhta asgarî iki tanığın bulunmasının koşul olması ve nikâhı duyuracak bir velîme başka bir deyişle düğün yapmanın sünnet olması da bu gerçek nedeniyledir. Saklı nikâh, bir hayli haksızlığa ve nizâlara sebebiyet verir.

Düğünlerimizde de, İslâm ahkâmı, ahlâk ve âdâbına riâyet edilmelidir.

Günümüzde ne yazık ki;

Bazı düğünler âdetâ defileye döndürülmektedir.

Mahremiyet temellerine riâyetsizlikler yaşanmaktadır.

Düğünlerde şâşaa ve ihtişam içinde efor şovu yapılmaktadır. Maytaplar patlatılmakta, havâî fişekler atılmaktadır.

Davetliler; yalnızca varlık, makam ve mansıp sahipleri arasından seçilmektedir…

Ne Yazık Ki, günlük yaşamında bu gibi hususlara riâyet eden bazı bireyler dahî; söz konusu olan düğün olunca, tavizkâr davranabilmektedir. Hâlbuki İslâm, yaşamımızın hiçbir düzeyinde unutulmamalıdır.

Hâlbuki düşünmek gerekir ki;

Düğün, bir ailenin kuruluş edildiği yer ve zaman dır. Orada işlenecek mâsiyetler, gönül kırıcı tutumlar ve maksatlarda saklanan menfî duyguların, kurulacak aileye menfî tesir etmesinden korkulur. Bugün uyumsuzlukların ve boşanmaların çoğalışı üzerinde, bu zâviyeden de tefekkür edilmelidir.

Bir düğünde zevç, zevce ve ailelerin en büyük gereksinimi, tuhafların kimsesizlerin hayır duâlarıdır. Düğünlerimizde Cenâb-ı Hakk’ın râzı olacağı, Rasûlullah Efendimiz’in hoşnut olacağı bir rûhânî abuhava alana getirilmelidir. Bunun husûle gelmesi için; hakkı bulunan komşular, uzak-yakın akrabalar, yoksullar, ağzı duâlı enteresanlar özellikle bu toplumlara davet edilmelidir.

Hadîs-i şerif îkaz hâlinde:

“Zenginlerin davet edilip muhtaçların çağırılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir.” Buhârî, Nikâh, 72; Müslim, Nikâh, 107

Düğünlerin, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetini celbedecek biçimde icrâ edilmesi zarûrîdir. Çünkü saâdeti ihsân edecek olan, Cenâb-ı Hak’tır.

Konutluluk yaşamı takvâ esasları üzerinde inşâ edilmelidir. Başka Bir Deyişle bu yeni yaşama, bu düğünlere, Kur’ân-ı Kerim tilâvetiyle, mânevî sohbetlerle, Cenâb-ı Hakk’a duâ ve ilticâlarla başlanmalıdır. Özellikle sâlih kimselerin duâlarını almaya mücadele edilmelidir.

Şayet bu temellere riâyet edilirse; o aile yuvasında Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle ve inâyetiyle yarar tecellî eder. O yuvada, -sallâllâhu aleyhi ve sellemEfendimiz’in aile yuvasının rûhânî dokusundan paylar nasîb olur. İnşâallah o yuvada göz nûru olacak jenerasyonlar yetişir.

Bu gerçekleri birbirimize nasihat etmemiz ve birbirimizin öğütlerine kulak vermemiz çok önemlidir. Bu çerçevede müslüman hanımefendi asâletinin patenti olan şu ulvî hasletler, en hoş nasihatlerdendir.

ASİL BİR ANNENİN KIZINA NASİHATLERİ

Ümâme bint-i Hâris, kızı Ünâs’ı Kinde krallarından Hâris bin Amr ile evlendirirken ona şöyle öğüt etmiştir:

“Bak yavrum! Bir kimseye öğüt ve nasihat; şayet o kimsenin ahlakına, edebine, asâletine ve itibarına bakılarak terk edilecek olsaydı benim de şimdi sana nasihatlerde bulunmama gereksinim olmazdı. Lâkin nasihat, öğrenene anımsatma; öğrenmeyene anlatma demek olduğundan herkes için faydalıdır.

Kızım! Şayet bir kız, ana-babasının miras ve zenginliğinden dolayı kocaya fukara olmasaydı senin herkesten ziyade müstağnî olman lâzım kazançtı. Fakat öyle olmayıp erkekler bizim için yaratıldığı gibi biz de onlar için yaratılmışızdır.

Ey kızım! Sen ana-babanın evinden, gelişip yürüdüğün, yuvadan çıkıp öğrenmediğin ve şimdiye kadar alışmadığın bir adamın evine gidiyorsun.

Şimdi o kimsenin rızâsını koruyup hizmetçisi gibi kendisine itaat eyle ki o da sana kul-köle olsun, seni beğensin ve memnun olman için gereken her şeyi yapsın. Sana şimdi 10 şey söyleyeceğim. Onları ezberle ve gereğince hareket eyle ki kocanla hoş geçinmeye muvaffak olasın.

Sana gıda ve giyecek her ne getirirse onu cân u gönülden kabul

Emrettiği şeyleri yapmalı, menedip yapma dediği şeyleri yapmamalısın. Sözünü dinleyip kendisine itaat

Konutuni ve üstünü başını temiz yakalamaya dikkat

Görüldüğünde veya kokusu alındığında beğenilmeyecek olan şeylerden netlikle sakınmalısın ki kendinden iğrendirip de gözünden düşmeyesin.

Uyuyacağı, yemek gıdayı zamanları iyi takip etmelisin. Başka Bir Deyişle bunları hangi zamanda yapmayı alışkanlık hâline getirmişse o zamanları koruyup yemeğini ve yatağını hazır Çünkü açlık insanı ateşlendirir, uykusuzluk da öfkelendirir.

Kocanın mülkünü muhafaza ile israf ve teleften korumalısın.

Kocanın haysiyetini koruyup akraba taallukātına riâyet

Hiçbir şeyde ona başkaldırı ve muhâlefet etmemelisin.

Sırrını kimseye ifşâ etmemelisin. Şayet emrine başkaldırı edersen kendine kin bağlatırsın, gizemini ifşâ edersen gadir ve cefâsından emin olamazsın.

Kızım sakın ola ki kocan efkârlı iken yanında rahat durmayasın, onun rahat müddetinde de efkâr göstermeyesin!” Mehmed Zihnî Efendi, Meşhur Bayanlar, I, 52-53

Velhâsıl;

Olmalı harcı sağlam, baba konutun direği,

Olmalı sımsıcak gül, anne konutun vicdanı…

Seyrî

EY MÜSLÜMAN KADINI

Muhammed İkbal de bir şiirinde, müslüman hanıma şöyle seslenir:

Ey örtüsü iffetimizin perdesi olan Müslüman Bayanı!

Senin suratındaki nur, îman kandilimizin sermâyesidir. Yaratılışındaki saflık; Hak’tan bize rahmettir, dînimizin gücüdür, ümmetimizin varlık temelidir. Evlâdımız sütten kesilir kesilmez, ona kelime-i tevhîdi ilk öğreten sensin. Senin muhabbetin, bizim hâlimizi, fikrimizi, lafımızı, işimizi tanzim eder.

Ey dînî nimetlerin kendisine emânet edildiği İslâm bayanı! Hak dînin kor ateşi, senin soluğundan alev almıştır.

Bu yüzyıl ikiyüzlüdür, hilekârdır; dışı ziynetlidir ancak, içi kokuşmuştur. Bu yüzyılın harâmîleri din yolundaki kervanların yolunu keser. Bu yüzyılın basîreti âmâdır; Hakk’ı tanımaz.

Ancak insanlıktan çıkmış bireyler bu yüzyılın nefsânî zincirlerine teslim olabilirler. Yüzyılın gözünü, ihtiras ve kan bürümüştür; acımasız bakar. Kirpikleri âdetâ pençe kesilmiştir de, eline geçirdiğini kendine râm eder.

Bu yüzyılın tuzağına düşen şahıs, kendisini serbest sanır. Yüzyılın elinden zehir içmiştir de hâlâ kendini diri zanneder.

Cemiyet fidanının âb-ı hayâtı sensin. Ümmetin emânetini gözeten muhafız sensin. Fıtratındaki ulvî hasletleri usunla keşfet. Hazret-i Fâtıma, senin için bir nümûnedir; ondan gözünü ve gönlünü ayırma. Tâ ki, senin dalın da bir Hüseyin meyvesi versin; gülistan, daha önceki mevsimi getirsin.”

Yâ Rabbî!..

Eşlerimizi ve evlâtlarımızı bizler için iki kâinatta göz nûru eyle!.. Kızlarımıza, hanımlarımıza ve annelerimize, ehl-i beyt, ezvâc-ı tâhirât ve sahâbî hanımlarının İslâm’ı hayata ve yaşatma azimlerinden paylar nasîb eyle!..

Âmîn!..

Kaynak: Yüzakı Yayıncılık, Osman Nûri Topbaş, SÂLİHA HANIM

İSLAM’DA KADIN – KADINLA ALAKALI AYET VE HADİSLER

İSLAM’DA KADIN

ANNE İLE ALAKALI AYET VE HADİSLER

İsrâ Sûresi 23

“Rabbin, yalnızca kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir biçimde buyurdu. Onlardan biri veya her ikisi senin yanını ihtiyarlarsa, kendilerine «of!» dahi deme; onları fırça atma; ikisine de hoş laf söyle.”

İsrâ Sûresi 25

“Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi öğrenir. Şayet siz iyi olursanız, şunu öğrenil ki Allah, makûsluktan surat çevirerek tevbeye yönelenleri son derece affedicidir.”

Ankebût Sûresi 8

“Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını nasihat etmişizdir. Şayet onlar, seni, hakkında alim olmayan bir şeyi âmâyı âmâsına bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.”

Lokmân Sûresi 14

“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını nasihat etmişizdir. Zira anası onu nice kasvetlere direnerek taşımıştır. Sütten bölmesi de iki sene içinde olur. İşte bunun için evvel bana, sonra da ana-babana şükret diye öneride bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.”

Lokmân Sûresi 15

“Şayet onlar seni, hakkında alim olmayan bir şeyi âmâyı âmâsına bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.”

Ahkâf Sûresi 15

Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini nasihat ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, eforlu çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın verimli iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.

Ahkâf Sûresi 17

“Anne ve babasına, “Öf size! Benden evvel nice jenerasyonlar gelip geçmiş iken, beni tekerrür diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın va’di asıldır” diyorlar, o da, “Bu, daha öncekilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.”

ANNE İLE ALAKALI HADİSLER

Ana ve Babaya İyilik

Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Mes`ûd radıyallahu anh şöyle dedi:

Peygamber aleyhisselâm’a:

– Allah’ın en çok hoşlandığı amel hangisidir? diye sordum.

“Müddetinde kılınan namazdır” diye yanıt verdi.

– Sonra hangi iman kazanç? dedim.

“Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek” emretti.

– Daha sonra hangisi kazanç? diye sordum.

“Allah yolunda cihâd etmek” emretti. Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1, Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân 137-139. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 14, Birr 2; Nesâî, Mevâkît 51

Annen, Annen, Annen…

Yeniden Ebû Serbesteyre radıyallahu anh’den söylenti edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle emretti:

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse konuğuna ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya yararlı laf söylesin veya sussun!” Buhârî, Edeb 85; Müslim, Îmân 74, 75. Ayrıca bk. Buhârî, Nikâh 80, Edeb 31, Rikak 23; Ebû Dâvûd, Edeb 123; Tirmizî, Kıyâmet 50; İbni Mâce, Edeb 4

Ebû Serbesteyre radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir adam Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:

– Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir? diye sordu.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Anan!” emretti.

Adam:

– Ondan sonra kimdir? diye sordu.

– “Anan!” emretti.

Adam tekerrür:

– Ondan sonra kim kazanç? diye sordu.

“Anan!” dedi.

Adam tekerrür:

– Sonra kim kazanç? diye sordu.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Baban!” yanıtını verdi. Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1. Ayrıca bk. İbni Mâce, Vesâyâ 4; Ebû Dâvûd, Edeb 120; Tirmizî, Birr 1

Bir söylentiye göre o adam:

– Ey Allah’ın Resûlü! Kendisine en iyi davranılması gereken kimdir? diye sordu.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Anan, sonra anan, daha sonra yeniden anan, sonra baban, sonra da sana en yakın olan akraban” emretti. Müslim, Birr 2

Anne Baban Yaşlanırsa

Ebû Serbesteyre’den söylenti edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle emretti:

“Anne ve babasına veya onlardan yalnızca birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse sefil olsun, sefil olsun, sefil olsun” Müslim, Birr 9, 10

Sevap Kazanmak İstiyen

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Bir adam Peygamber aleyhisselâm’ın yanına gelerek:

– Hicret ve cihâd etmek üzere sana bîat ediyorum. Bunların sevabını Allah’tan dilerim. dedi.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Ana ve babandan yaşamda olanlar var mı?” diye sordu.

Adam:

– Evet, her ikisi de yaşamda, dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Allah’tan sevap kazanmak istiyorsun değil mi?” diye sordu.

Adam:

– Evet, deyince:

“Ana ve babanın yanına dön. Onlara iyi bak!” emretti. Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3; Müslim, Birr 6

Annene İyi Davran

Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

İslâmiyet’i kabul etmemiş olan annem Resûlullah zamanında yanıma gelmişti. Resûlullah’ın görüşünü almak için:

– Annem, beni özleyip gelmiş. Ona ikramda bulunabilir miyim? diye sordum.

Peygamber aleyhisselâm:

“Evet, annene iyi davran!” emretti.

Buhârî, Hibe 29, Cizye 18, Edeb 8; Müslim, Zekât 50. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 34

Anne ve Vabayı Hiddetlendirmek

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz emrettiler:

“Allah Teâlâ’nın rızası, anne ve babayı memnun ederek kazanılır. Allah Teâlâ’nın gazabı, anne ve babayı hiddetlendirmek suretiyle çekilir” Tirmizî, Birr 3.

Büyük günahların en ağırı

Ebû Bekre Nüfey İbni Hâris radıyallahu anh’den söylenti edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?” diye üç kere sordu.

Biz de:

– Evet, yâ Resûlallah, dedik.

Resûl-i Ekrem:

“Allah’a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek” emrettikten sonra, dayandığı yerden doğrulup oturdu ve “İyi dinleyin, bir de palavra söylemek ve palavracı şâhitlik yapmak” emretti. Bu lafı durmadan yineledi. Daha fazla üzülmesini istemediğimiz için keşke sussa, diye heves ettik. Buhârî, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti’zân 35, İstitâbe 1; Müslim, Îmân 143

Ana-Babaya küfretmek

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahü anhümâ’dan söylenti edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Bir kimsenin kendi ana babasına küfretmesi büyük günahlardandır” buyurmuştu.

Ashâb-ı kirâm:

– Yâ Resûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç küfreder mi? deyince:

– “Evet, meblağ birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına küfreder, o da onun anasına küfreder” emretti.

Müslim, Îmân 146. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 4

Başka bir söylentiye göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “İnsanın kendi ana babasına lânet etmesi en büyük günahlardandır” buyurmuştu.

Ashâb-ı kirâm:

– “Yâ Resûlallah! Bir kimse kendi ana babasına nasıl söver?” de-yince:

– “Birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Adamın anasına küfreder, o da onun anasına küfreder” emretti. Buhârî, Edeb 4. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 12

Ana-babaya İtaatsizlik

Ebû Îsâ Mugîre İbni Şu’be radıyallahu anh’den söylenti edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle emretti:

“Allah Teâlâ size ana babaya itaatsizlik etmeyi, verilmesi gerekeni vermeyip almaya hakkı olmayan şeyi istemeyi ve kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi haram kılmış; dedi kodu yapmayı, çok sual sormayı ve mülkü israf etmeyi de mekruh kılmıştır.” Buhârî, İstikrâz 19, Edeb 6, Zekât 53; Müslim, Akdıye 10-14

Cennet, annelerin ayakları altındadır.

Hadis-i Şerifte emredilir:

“Cennet, annelerin ayakları altındadır.” Nesâî, Cihâd, 6; Ahmed, III, 429

ANNE-BABANIN FAZİFELERİ

sizlere IslamıYaşıyorum.com farkıyla sunulmuştur .
Dualar ve Anlamları

Rüya Tabirleri

1 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: