MÜTTAKİ NE DEMEK?

MÜTTAKİ NE DEMEK?

MÜTTAKİ NE DEMEK?

MÜTTAKİ NE DEMEK?

Peygamber Efendimizin “Bu zamanın en hayırlı bayanı” emrettiği, ilk eşi Hz. Hatice Validemizin faziletleri…

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, kendisine üç şeyin Cenâb-ı Hak tarafından hoşlandırıldığını ve bunlardan birinin de “sâliha hanım” olduğunu ifade emretmişlerdir. Bkz. Nesâî, Işretü’n-Nisâ, 10; Ahmed, III, 128, 199

PEYGAMBERİMİZE EN BÜYÜK DESTEĞİ VEREN BİREY

Hatice Vâlidemiz ise, “sâliha hanım” olma hususunda misal ve doruk bir örnektir. Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şartnamesine başladığında kendisine ilk ve en büyük yardımı veren, Hazret-i Hatice Vâlidemiz olmuştur.

Cebrâil -aleyhisselâm- ilâhî vahyi ilk getirdiğinde Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çok kaygılanmıştı. Hirâ’dan telâş içinde dönüp:

“–Yâ Hatice! Bana kim inanır?” dediği zaman, o mübârek zevce, Varlık Nûru Efendisi’ne:

“‒Aslâ korkma! Vallâhi Allah Teâlâ Sen’i hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü Sen, sıla-i rahimde bulunursun, doğru söylersin, işini görmekten âciz kimselerin elini meblağsın, fukaraya ihsanda bulunursun. Konuğa ikram edersin. Haksızlığa uğrayan kimseleri gözetirsin.”[1] demiş ve yaşamı süresince Efendimiz’in İslâm dâvâsında sâdık bir müşâviri, sponsoru, tesellî ve huzur kaynağı olmuştur.

Hazret-i Hatice Vâlidemiz, Peygamber Efendimiz’deki fevkalâdeliği ve üstün erdemi, nübüvvetten 15 yıl evvel görebilen bir firâsete sahipti.

Nitekim, maddî imkânı bulunmadığı için evlenmeye girişim edemeyen Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sergilediği karaktere hayran olmuş ve O’na konutluluk önerisini kendisi iletmişti. Hâlbuki o zamanda, miras sahibi bir hanım olan Hazret-i Hatice’ye tâlip olan niceleri vardı. Fakat Vâlidemiz, kişilik ve fazîletine hayran olduğu Peygamber Efendimiz’le evlenmeyi seçim etmiş, kendisine talip olanları ise reddetmişti.

Dul kalmak, hiçbir insan için bir ayıp ve yanılgı değildir. Peygamber Efendimiz bilâkis, nübüvvetten sonra da dul kalan bazı mü’mine hanımlara sahip çıkmış ve onları himâye etme kastıyla konutluluklar hakikatleştirmiştir. Yeniden Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- son soluklarında da, namaza çok dikkat etmekle birlikte, dul ve öksüzlere sahip çıkmalarını da ümmetine vasiyet etmiştir.

İstikbâlin peygamberindeki üstün ahlâkı teşhis edebilen Hatice Vâlidemiz, nübüvvetten sonra da O’nun en önemli yardımı oldu. Efendimiz’i en iyi tanıyan hanımı oldu. Hatice Vâlidemiz, Rasûlullah Efendimiz’in gönlünde çok müstesnâ bir yer edindi.

Peygamber Efendimiz’in en büyük tasa ortağı olan bu saygıdeğere Vâlidemiz, O’na ilk îmân eden kişilik olma onur ve bahtiyarlığına da nâil olmuştur. Rasûlullah Efendimiz Hira Mağarası’nda inzivâya çekildiği zamanlarda, yollayabileceği hizmetçileri olduğu hâlde Rasûlullah Efendimiz’e bizzat azık götürmüştür. Eşsiz sadâkatiyle; İslâm’ın en tuhaf ve cılız zamanındaki boykot senelerinde, tam mirasını, Allah ve Rasûl’ü için cömertçe tüketerek harikulade bir özveri ve îman cesareti sergilemiştir.

Öyle ki, Hatice annemizin özverisine Cebrâil -aleyhisselâm- dahi hayran olmuştur. Nitekim vahiy meleği bir gün Rasûl-i Ekrem Efendimiz ile sohbet ederken, Hazret-i Hatice’nin elinde bir kap yemekle gelmekte olduğunu haber vermiş, sonra da şunları söylemiştir:

“–Hatice yanına geldiği zaman, ona Rabbinden ve benden selâm söyle! Onu, Cennet’te inciden yapılmış bir epilepsiyle müjdele! Orada ne hengame vardır ne de bitkinlik.” Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr, 20

Allah Teâlâ Hazretleri’nin Cebrâil -aleyhisselâm- ile sevk edilen hususî selâmına mazhar olmak, bir kul için gururların en yücesidir. Hatice Vâlidemiz’in Allâh’ın hususî selâmına mazhar olmakla eriştiği onur, yaratılıştan beri acaba kaç kula nasîb oluştur? Hazret-i Hatice -radıyallâhu anhâ- ise bu ilâhî selâma şöyle mukâbele etmiştir:

“‒O ünü yüce Allah Teâlâ Selâm’ın kendisidir, selâm O’ndandır. Cebrâil’e de selâm olsun. Ey Allâh’ın Rasûlü! Allâh’ın selâmı, rahmeti ve faydayı Sen’in de üzerine olsun!” İbn-i Hişâm, I, 259-260; İbn-i Asâkir, Târîhu Dımeşk, c. 70, s. 118

Onun ölümü, Peygamber Efendimiz’e;

“Şu ümmet üzerine gelen iki büyük musibetten hangisine daha çok yanacağımı öğrenemiyorum.” Taberî, Târih, II, 229 dedirtecek kadar ağır gelmiş ve o seneye “Üzüntü Senesi” ismi verilmiştir.[2]

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, o mübârek annemizin rûhî derinlik, incelik ve zarâfetini hiçbir zaman unutmamıştır. Hazret-i Hatice’nin ölümünden sonra, bir kurban kesilecek olsa, dâimâ bir kısmını onun akrabalarına göndermiştir.

Cenâb-ı Hakk’ın ömrüne yemin ettiği sevgili Habîb’inin, Peygamberlerin doruğu olan Efendimiz’in gönlünde böylesi bir yer yakalayabilmek, ne büyük bir izzettir, iftihardır, bahtiyarlıktır.

Hatice Vâlidemiz’in Resûlullah Efendimiz’in gönlündeki eşsiz mevkiini gösteren bir hâdiseyi Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz şöyle nakletmektedir:

Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem- benim yanımdayken yaşlı bir bayan geldi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ona:

“–Siz kimsiniz?” emretti.

“–Ben Cessâme el-Müzeniyye’yim.” dedi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Hayır, bilâkis sen Hassâne el-Müzeniyye’sin.” emretti. Başka Bir Deyişle hem onun adını daha hoşuyla değiştirdi hem de nazik bir övgüde bulundu. Ardından:

“–Biz görmeyeli nasılsınız, vaziyetiniz nasıl, şimdiye kadar ne yaptınız ne ettiniz?” diye sordu. O da:

“–Anam-babam Siz’e fedâ olsun yâ Resûlâllah! İyiyiz elhamdülillâh!” dedi. Bayan çıkıp gidince:

“–Yâ Resûlâllah! Bu yaşlı bayana ne kadar da övgü ve îtibâr ediyorsunuz?!” dedim. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–O bayan, Hatice yaşamdayken bize gelip giderdi. Vefâkârlık ise îmandandır.” emretti. Hâkim, I, 62/40

Kur’ân-ı Kerîm’de “mü’minlerin anneleri”[3] olarak ifade emredilen Vâlidelerimiz’e karşı saygı ve muhabbette yanılgı etmemek, onlar hakkında konuşurken laflarımıza dikkat etmek, onların mânevî karakterlerini incitecek hâl ve tutumlardan titizlikle kaçınmak, bugün her mü’mine düşen bir îman nezaketidir. Çünkü Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle emrediyorlar:

“Ashâbım aleyhinde aslâ konuşmayınız! Ashâbım hakkında menfî bir sûrette konuşmaktan şiddetle sakınınız! Benden sonra onlara netlikle lâf değdirmeyiniz! Onları hoşlanan, sırf bana olan muhabbeti nedeniyle sever. Onlara husumet eden, bana husumeti nedeniyle bunu yapar. Onlara işkence eden, bana işkence etmiş, bana işkence eden ise Allâh’a işkence etmiş olur. Allâh’a işkence edenin ise, çok geçmeden Allah belâsını verir.” Tirmizî, Menâkıb, 58/3862

“Hoşlanan, hoşlandığının her şeyinden hoşlanır.” düsturunca, bizler de Efendimiz’in hoşlandığı her şeyi beğenmekle mükellefiz ve ancak böyle huzur bulabiliriz. Çünkü bu, hakikî bir sevginin de pek tabiî bir sonucudur. Namazlarımızda ve salevât-ı şerîfelerde Efendimiz’in kutlu ailesi için de duâ etmekteyiz.

Resûlullah Efendimiz, yirmi beş yıl süresince yaşam dostu olan Hatice Vâlidemiz’i çok beğenmiş, her vesîleyle onu andırmış ve dâimâ hayırla yâd etmiştir.

EN HAYIRLI KADIN

Nitekim Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hatice Vâlidemiz hakkında şöyle emretmiştir:

“Zamanının en hayırlı bayanı Meryem idi. Bu zamanın en  hayırlı bayanı da Hatice’dir.” Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 20, Enbiyâ, 45; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 69

Resûlullah Efendimiz’in jenerasyonu, Hatice Vâlidemiz vesîlesiyle devam etmiştir. Efendimiz’in konutlu bulunduğu senelerin üçte ikisi, Hatice Vâlidemiz ile geçmiştir. O, Allah Rasûlü’nün her bakımdan muazzez ve unutulmaz bir hâtırasıdır. Bizler için de Hatice Vâlidemiz; hem en saygıdeğere bir Vâlide, hem de misal alacağımız fedâkâr, cömert ve müstesnâ bir “sâliha hanım” numûnesidir.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in mübârek zevcelerini, mü’minlerin anneleri olma hasebiyle kendi öz annelerimizden daha çok hoşlanmalı, ümmetin annelerine kendi annelerimizden daha fazla saygı göstermeliyiz.

Velhâsıl Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in mübârek lisanlarından;

“Ashâbıma küfretmeyiniz! Kim ashâbıma küfrederse, Allâh’ın, meleklerin ve tam insanların lâneti onun üzerine olsun! Allah onların tevbelerini de kabul etmez, imanlarını da!”[4] beyânı sadır olmuşken, fazîletçe ashâb-ı kirâmın en önde gelenlerinden biri olan Hazret-i Hatice Annemiz’e karşı nezaket miktarlarının dışına çıkmak, en hafif tâbiriyle haddini öğrenmezliktir ve bir ara bozuculuk alâmetidir.

Dipnotlar:

[1] Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Müslim, Îman, 252; İbn-i Sa‘d, I, 195.

[2] Hadiste ifade edilen öbür belâ ise amcası Ebû Tâlib’in vefâtı olmuştur.

[3] Bkz. el-Ahzâb, 6.

[4] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 21, VI, 260. Krş. İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, XII, 179, nr. 33086.

Kaynak: www.osmannuritopbas.com

HZ. HATİCE’NİN R.A. KİMDİR?

HZ. HATİCE R.A. KİMDİR?

HZ. HATİCE’NİN R.A. ERDEMİ – VİDEO

1 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: