REGAİP KANDİLİ NEDİR?

REGAİP KANDİLİ NEDİR?

REGAİP KANDİLİ NEDİR?

REGAİP KANDİLİ NEDİR?

Zikir, zâkir ve mezkûr ne demektir? Zikir nasıl çekilir? Peygamber Efendimizin sünneti olarak okunması tavsiye edilen günlük zikirler.

Peygamber Efendimizin sünnetine uygun olarak tavsiye edilen günlük zikirler.

Günlük zikirler:

1. Estağfirullah.

2. Lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke lehû, lehül malı ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.

3. Sübhanallâhi ve bihamdihî sübhânallâhil azîm.

4. Allâhümme eınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetike.

5. Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber, velâ havle velâ güce illâ billâhil aliyyil azîm.

6. Sübhânallâhi ve bihamdihî adede halkıhî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî.

7. Sübhânallâhi ve bihamdihî.

8. Allâhümme Salli alâ Seyyidinâ ve Nebiyyinâ Muhammed.

ZİKİR NE DEMEK?

“Ze-ke-ra” kökünden gelen zikir sözcüğü, lügatte; akılda yakalamak, ezberlemek, unutmaksızın hatırda kalmasını sağlamak, kadrini öğrenmek, ödüllendirmek, methiye, senâ, nasihat gibi mânâlara gelmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de ise; “andırmak, anmak, gereğini yapmakla beraber hatıra getirmek, ödüllendirmek, methetmek, şükrünü edâ etmek, tekbir getirmek, duâ ve yakarışta bulunmak, laf, kıssa, haber, kitap, nam, onur, vaaz, iman etmek, ibret almak, kanıt görmek, îman etmek, itaat etmek, kulluk yapmak, okumak, namaz kılmak, vahiy ve yol göstermek”[1] gibi mânâlarıyla 290 yerde kullanılmıştır. Bunlardan bir hayliyi “zekera” kökünden türeyen kelimelerdir. Tezkire, tezekkür, mezkûr ve zâkir gibi…

Zikir, Evrenlerin Rabbinin varlığını, emir ve nehiylerini, tesbihâtını, günlük yaşamın her ânında canlı yakalamak, dünyanın çekici tam görkem, ziynet ve uğraşılarına karşın yaratılış maksadının şuurunda olmak, itaat ve teslimiyette bulunmaktır. Nitekim en büyük zikir olan Kitab/Kur’ân-ı Kerîm, Evrenlerin Rabbinin “Kelâmullâh”ı ve “Kutlu iletiyi”dır. Onunla kurulan kalbî beraberlik, yapılan çalışma, tâlim, tekerrür, itaat ve ittibâ; en büyük zikirdir. Bu zikir, hem kalbî beraberliği bedelli, şöhretli, gururlu kıldığı gibi; hem de zikrin sonunda erişilen ilim, terbiye ve kemâlâtla, insana kendisinden istenen zaferi kazandırmış olmaktadır. Âyet-i kerîmelerde:

“…Sana bu Zikr’i Kur’ân’ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara söyleyesin, tâ ki düşünüp nasihat alsınlar.” en-Nahl, 44

“Sen ancak zikre Kur’ân’a uyan ve görmeden Rahmân’dan korkan kimseyi uyarabilirsin…” Yâsîn, 11 buyrulmuştur.

Kitap, Evrenlerin Rabbini tanıttığı, öğrettiği gibi; nasihat ve öğüt olarak dünya ve âhiretin mahiyetini, hesâbı, haşri, vefatı ve yaşamı anlatmakta; hattâ geçmiş kavimlerin yaşamlarından ve âkıbetlerinden bilgiler vererek ikazlarda bulunmaktadır.

ZİKİRDEN YOKSUN OLMAK

Tâhâ sûresinde; “Benim zikrimden surat çeviren kimseye dar bir uyum vardır…” Tâhâ, 124 biçiminde geçen “zikir” sözcüğünü müfessirler, genel olarak Allâh’ı inkâr etme, O’nun öğrettiği ve gösterdiği yola ittibâ etmeme, emir ve nehiylerine itaat etmeme gibi mânâlarla söylemektedirler. Âyetin devamında geçen “dar bir uyum vardır” ifadesini de Allâh’ın memnunluğundan uzak düşme, mü’min olarak teslim olamamanın verdiği hüsran ve mahrumiyet olarak yorumlamaktadırlar.[2]

Dolayısıyla zikirden uzak kalmak, kısmetsiz olmak, mahrûmiyet, hem dünyevî hem uhrevî dar bir uyum, kasvet ve sıklet olarak tanım edilmektedir. Hattâ müşrik ve münâfıklara verilen refah, mülk-mal ve dünyevî nîmetler dahî, dar uyumun kasvet ve sıkletin içine girmektedir. Nitekim dünya ve dünya nimetlerinin Allah Teâlâ’nın indinde hiçbir kıymet ve bedeli yoktur. Hattâ Evrenlerin Rabbi, bazı kullarına âhiret sorgusunu ve azâbını daha fazla çetinleştirmek üzere -kahrından- verdiğini bildirmektedir. Zümer Sûresi’nde:

“…Allâh’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar sarih bir sapıklık içindedirler.” ez-Zümer, 22 âyetinde de vurgulandığı gibi, dünyevî zafer ve hasılatlar ölçüt değildir.

KURAN’DA ZİKİR İLE ALAKALI AYETLER

“Kitaptan sana vahyedileni oku, namazı îtinayla kıl. Şüphesiz namaz, hayâsızlıktan ve her türlü makûsluktan alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, elbette imanların en büyüğüdür. Allah ne yaparsanız hepsini öğrenir.” el-Ankebût, 45

“Artık siz Beni anın ki, Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” el-Bakara, 152

“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerinde uyurken Allâh’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler…” Âl-i İmrân, 191

“Allâh’ı nefsinde, içinde huşû ve fobi ile gece-gündüz, sarih ve saklı zikret. Sakın aymazlardan olma!” el-A’râf, 205

“Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin.” el-Ahzâb, 41

“…Münâfıklar namaza erinerek kalkarlar, insanlara azamet yaparlar, Allâh’ı da pek az hatıra getirirler.” en-Nisâ, 142

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“-Size amellerinizin en hayırlısını ve Rabbiniz katında derecelerinizi en çok yükselteni, sizin için altın, gümüş vermenizden ve düşmanınızla sabahleyin karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan ve onların da sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlı olanı haber vereyim mi?” diye sordu. Sahâbîler:

“-Evet, yâ Rasûlâllah! Haber ver.” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Evrenlerin Rabbini zikretmektir!” buyurdu.[3]

NASIL ZİKİR?

Anmak, gereğini yapmak sûretiyle hatırda yakalamak, duâ ve yakarışta bulunmak, iman etmek, ibret almak, yol göstermek gibi mânâlara geldiğini söylediğimiz zikri, Ebû Nasr es-Serrâc şöyle sınıflandırmıştır:

“Lisanla yapılan zikrin sevabı bire on, kalp ile yapılan zikrin sevabı bire yedi surat misliyle verilmektedir. Bunun yanında, zikrin en ileri mevkisi olan Hakk’a yakınlık dolayısıyla muhabbet ve hayâ ile dolmanın sevabı ise sayılamayacak ve tartılamayacak derecede yüksektir.”

Nihayetinde yaratılış kastı olan itaat ve zikir, doğumdan vefata kadar süren yaşamın mi‘yârı; başka bir deyişle ayar vereni, tertip edicisi, bedel verenidir.

Sûfîler de makbul olan zikrin Allah’tan başka her şeyi unutmakla ve mâsivâyı terk etmekle hakikatleşeceğini bildirmişlerdir.

Sehl bin Abdullah’a göre zikir, Allâh’ın seni gördüğü hususunda kesin bilgiye erişmek, kalbinle O’nun sana senden daha yakın olduğunu görerek O’ndan hayâ etmek, bu vaziyeti nefsine ve tavırlarına yansıtmaktır. Hâlis bir zikir için öncelikle takvânın asıllaşması gerekir. Reel takvâ, haramlardan sakınmak ve bereketsiz/afaki şeylerden uzaklaşmakla elde edilir.[4]

Bunu Fahruddin er-Râzî şu biçimde sarihler:

“Zikir, lisânın zikri, kalbin zikri ve rûhun zikri olarak kısımlara böler. Dilin zikri, tâzim ve senâya delâlet eden sözcükleri söylemektir. Kalbin zikri, Allâh’ın zâtına ve sıfatlarına dâir kararlara vâkıf olmak için emir ve nehiyleri üzerinde düşünmek ve çalışmaktır. Uzuvların zikri ise, uzuvların imanda, ulusa ve Hakk’a hizmette kullanılmasıdır. Bunun için Allah namaza zikir ismini vererek, «Allâh’ın zikrine koşunuz» emretmiştir. Gözlerin zikri ağlamak, kulakların zikri dinlemek, dilin zikri hamd ü senâ etmek, ellerin zikri Allah yolunda sadaka vermek, dayanak ve hizmet etmektir. Vücudun zikri vefâ, kalbin zikri Allah’tan korkmak ve rahmetini ummak havf ve recâ, rûhun zikri ise teslim ve rızâdır.”[5]

İmâm-ı Gazâlî -rahmetullâhi aleyh- ise, zikreden “zâkir”i; zikrullâhın onurundan dolayı şehâdet rütbesiyle vasıflandırır ve şöyle söyler:

“Yaşamakta temel gâye, son soluktur. Başka Bir Deyişle kalp, mâsivâ ile tamamen alâkasız bulunarak Allâh’a dalmış bir gidişatta dünyayı terk edip Allâh’a yönelmelidir. Zâkir kul, Allah’ta müstağrak olmaya eforu yeterse bu insan, savaş safında can vermiş gibidir. Zira canından, âilesinden, mülkünden ve çocuklarından tamamen hevesini kesmiştir. Hattâ dünyadan tamamen bırakmıştır. Çünkü dünya, yaşamak için beğenilir. Hâlbuki Allâh’ın muhabbeti ve rızâsını kazanmak gayreti içerisinde olan zâkir için dünya yaşamının bedeli yoktur. İşte bu, Allah indinde en büyük noktadır. Ve bundan dolayıdır ki şehâdet, büyük mevkiyi hâiz olmuştur.”[6]

NAMAZ VE ZİKİR

En büyük zikirlerden biri de hiç kuşkusuz namazdır. Kudsî hadîste Evrenlerin Rabbi:

“Ben namazı kulumla kendi aramda ikiye ayrıldım. Yarısı Bana, değişik yarısı kuluma aittir…” emretmiştir. Müslim, Salât, 38

Namaz, hadîs-i şerîflerde, “dînin direği[7], mü’minle müşriğin alâmet-i fârikası[8], en hayırlı iman[9]” olarak bildirilmiştir. Namaz, öteki tam imanları içinde toplayan şâmil bir imandır.[10] Namazla yapılan zikir, Evrenlerin Rabbi katında bizzat müşerref olunarak yapılan zikir gibidir. Namazla yapılan zikir, Evrenlerin Rabbinin dâvetiyle kabul edilmiş bir zikirdir. Çünkü kulun Rabbine en yakın olduğu hâlde yaptığı bir zikirdir. Bu vesîle ile namaza dururken en hoş elbiseler giyilir, ağız kokusu yapan rahatsız edici gıdalardan sakınılır.

TAVSİYE EDİLEN GÜNLÜK ZİKİRLER

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Allâh’ı anmaksızın çok konuşmayın. Allâh’ın zikri dışında çok laf söylemek, kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanların ise, Allah’tan en uzak kimseler olduğu kesindir.” emretmiştir. Tirmizî, Zühd, 62

1. Estağfirullah.

Bakara sûresinde; “…Allah çok tevbe edenleri ve içi dışı pak olanları hoşlanır.” el-Bakara, 222 buyrulmuştur.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hadîs-i şerîflerinde şöyle emretmiştir:

“Vallâhi ben günde yetmiş defadan fazla affedilme diler, Allah’a tevbe ederim.” Buhârî, Deavât, 3

“İstiğfâra devam edeni, Allah umulmadık yerde ve zamanda rızıklandırır, her türlü kasvetten kurtarır.” Ebû Dâvûd, Vitir, 26/1518; İbn-i Mâce, Edeb, 57

“Kıyamet günü amel defterinde çok istiğfar bulunan kimseye müjdeler olsun!” İbn-i Mâce, Edeb, 57

2. “Lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke lehû, lehül malı ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.”

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem:

“Kim, «Lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke lehû, lehül malı ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur, O tektir, O’nun eşi yoktur, mal O’nundur. Hamd O’na mahsustur. O’nun her şeye eforu yeter.» zikrini günde surat kere söylerse; kendisine on köle âzâd etmiş gibi sevap verilir. Surat sevap yazılır, surat günâhı silinir. Akşama karşı onu iblise karşı muhafaza eder. Bundan daha aşırısını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel getiremez.” emretmiştir. Buhârî, Ezan, 155

3. “Sübhanallâhi ve bihamdihî sübhânallâhil azîm”

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Dile hafif, mîzâna konduğunda ağır gelen ve Rahman olan Allâh’ı memnun eden iki tümce vardır: «Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhil azîm» Ben, Allâh’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim. Ben, Yüce Allâh’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekerrür tenzih ederim” emretmiştir. Buhârî, Tevhid, 58

4. “Allâhümme eınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetike.”

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Muâz bin Cebel’in elinden tutarak:

“-Ey Muâz, her namazdan sonra şu duâyı okumanı tavsiye ediyorum.” emretmiş ve şöyle demiştir:

«Allâhümme eınnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetike»

Allâh’ım, Seni zikredebilmem, Sana şükredebilmem ve Sana hoşça iman edebilmem için bana dayanak et.” Ebû Dâvûd, Vitir, 26

5. “Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber, velâ havle velâ güce illâ billâhil aliyyil azîm.”

Peygamber Efendimiz -sallâllâḥu aleyhi ve sellem-:

«Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber, velâ havle velâ güce illâ billâhil aliyyil azîm.» Allah tam beceriksizliklerden münezzehtir. Tam hamdler O’na mahsustur. Allah’tan başka laf sahibi yoktur. Allah en büyüktür, azamet sahibi Yüce Allah’tan başka efor ve kudret sahibi yoktur. demek, benim için üzerine Güneş doğan her şeyden daha bedellidir.” emretmiştir. Müslim, Zikir, 32

6. “Sübhânallâhi ve bihamdihî adede halkıhî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî.”

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, sabah namazından kuşluk müddetine kadar zikir yapan Cüveyriye Vâlidemize:

“-Sabah namazından sonra üç defa söylemiş olduğun şu tesbih, tam onların sevâbına denktir.” emretmiş[11] ve zikri şöyle tâlim etmiştir:

“Sübhânallâhi ve bihamdihî adede halkıhî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî.”

Yarattıkların adedince, râzı olduğun nefisler adedince, Arşının hoşlukları rakamınca ve sözcüklerin adedince Sana hamd ederek Seni tam beceriksizliklerden tenzih ederim.

7. “Sübhânallâhi ve bihamdihî”

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Kim günde surat kere «Sübhanallâhi ve bihamdihî» Allâh’a hamd ederek, O’nu tam beceriksizliklerden tenzih ederim. derse, kusurları dökülür, hattâ denizin köpüğü kadar çok olsa dahi.” emretmiştir. Buhârî, Deavât, 54

8. “Allâhümme Salli alâ Seyyidinâ ve Nebiyyinâ Muhammed”

Allah Teâlâ:

“Ey îman edenler! Allah ve melekleri Peygamber’e çok salavât getirirler. Siz de O’na salavât getirin ve bütün bir teslîmiyetle selâm verin.” emretmiştir. el-Ahzâb, 56

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, “Kıyamet günü insanların bana en yakını, bana en çok salavât okuyanıdır.” emretmiştir. Tirmizî, Vitr, 21

O hâlde dilimiz döndüğünce Peygamber Efendimize, âline, ehl-i beytine ve ashâbına salât ü selâm getirerek onlarla dünyevî ve uhrevî birlikteliğimizi artırmaya çalışalım. Zîrâ bu fânî dünyada onlardan daha yakın ve vefâlı bir arkadaş bulmamız zordur.

Dipnotlar:

[1] Kur’ânî Kavramlar, Kur’ân Lügati.

[2] Taberî, Câmiu’l-Beyân, XVI, 225, 227.

[3] İmâm-ı Mâlik, Muvatta, I, 211.

[4] Şehâbeddin es-Sühreverdî, sh: 221-222.

[5] et-Tergîb ve’t-Terhîb, II, sh: 399.

[6] et-Tergîb ve’t-Terhîb, II, sh: 399-400.

[7] Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, III, 39.

[8] Müslim, Îman, 134.

[9] Bkz: Buhârî, Mevâkît, 5; Cihâd, 1, Edeb, 1; Müslim, Îmân, 137-139.

[10] Ömer Nasûhî Bilmen, İlmihal, sh: 104.

[11] Müslim, Zikir, 79.

Kaynak: Seher Ufak, Şebnem Mecmuası, Sayı: 180

EN ERDEMLİ ZİKİRLER

EN FAZİLETLİ ZİKİRLER

ALLAH’I ZİKRETMENİN FAZİLETLERİ

ALLAH’I ZİKRETMENİN FAZİLETLERİ

ZİKRİN EHEMMİYETİ VE ERDEMİ NEDİR?

ALLAH İNSANI NASIL ZİKREDER?

sizlere IslamıYaşıyorum.com farkıyla sunulmuştur .
Dualar ve Anlamları

Rüya Tabirleri

Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: