SEMİALLAHÜ LİMEN HAMİDEH

SEMİALLAHÜ LİMEN HAMİDEH

SEMİALLAHÜ LİMEN HAMİDEH

SEMİALLAHÜ LİMEN HAMİDEH

Ayetel Kürsi duası okunuşu ve anlamı nedir? Ayet-el Kürsi nasıl indirildi? Ayetel Kürsi okumanın erdemi ve yararları neler? Ayet el Kürsi nerelerde okunur? Ayetel Kürsi Arapça, Türkçe okunuşu ve anlamı. Ayetel Kürsi duasını tefsiri ve söylemeleriyle sizler için derledik. Ayetel kürsi oku, dinle, takip et…

“Kur’an’ın en erdemli âyeti Bakara sûresindeki Âyetü’l-kürsi’dir. Bu âyet bir konutta okunduğu zaman iblis oradan uzaklaşır. ” Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2 “Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam şöyle emrettiler: “Her şeyin bir iftiharı var. Kur’an-ı Kerim’in haysiyetesi de Bakara suresidir. Bu surede bir ayet vardır ki, Kur’an ayetlerinin efendisidir.” Tirmizi, Sevabu’l-Kur’an 2, 2881.

Ayetel Kürsi hakkında sizler için hazırladıklarımız:

Ayetel Kürsi Hakkında Kısaca Bilgi

Ayetel Kürsi Duası Arapça Yazılışı

Ayetel Kürsi Duası Okunuşu Türkçe

Ayetel Kürsi Anlamı Meali Türkçe

Ayetel Kürsi Mp3 İndir

Ayetel Kürsi Oku Dinle Fatih Çollak Hocaefendi

Ayetel Kürsi İniş Nedeni

Ayetel Kürsi Nasıl İndirildi?

Ayetel Kürsi Nerelerde Okunur?

Ayetel Kürsi’nin Erdemi İle Alakalı Hadisler

Ayetel Kürsi Tefsiri

Ayete-l Kürsi’nin Öğrettiği Hakikatler

Ayetel Kürsiyi Çok Ehemmiyetli Yapan Hikmetler Nelerdir?

Ayetel Kürsinin Erdemleri Nelerdir?

Uyurken Âyete’l Kursî’yi Okumanın Erdemi

Namazda Okunan Sureler

AYETEL KÜRSİ HAKKINDA KISACA BİLGİ

Ayetel Kürsi Bakara suresinin 255. ayetinde yer almaktadır. İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Ayetü’l-kürsi” ismiyle anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri nedeniyle dikkat sürüklemiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l Kürsî de –onlardan daha geniş ve ayrıntılı olarak– bu özelliği taşımaktadır.

Bakara suresi Mushafta ikinci, nüzûl sıralamasında 87. sûredir, Medine’de nâzil olmuştur. Kur’an’ın en uzun sûresidir. Tamamının bir nüzûl nedeni olmamakla beraber bir hayli âyeti için özel iniş nedenleri vardır. O âyetler söylenirken nüzûl nedenleri hakkında da bilgi verilecektir.

AYETEL KÜRSİ ARAPÇA

اَللّٰهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

AYETEL KÜRSİ TÜRKÇE OKUNUŞU

“Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil’ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi’iznih, ya’lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yü-hîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel’ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.” Bakara suresinin 255

AYETEL KÜRSİ TÜRKÇE ANLAMI

Rahmân ve rahîm olan Allah’ın ismiyle.

“Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. Onu ne bir uyuklama yakalayabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur. İzni olmaksızın onun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onlar onun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey anlayamazlar. Onun kürsüsü tam gökleri ve yeri kaplayıp abluka etmiştir. O, göklere, yere, tam kâinata hükmetmektedir. Gökleri ve yeri gözetip korumak ona efor gelmez. O, yücedir, büyüktür.” Bakara suresinin 255

AYETEL KÜRSİ MP3 DİNLE – İNDİR

Ayetel Kürsi mp3 dinlemek ve indirmek için tıklayınız…  Sağ tıklayıp sayfayı değişik kaydol diyerek indirebilirsiniz.

AYETEL KÜRSİ DİNLE – FATİH ÇOLLAK Ayetel Kürsi Okunuşu

AYETEL KÜRSİ İNİŞ SEBEBİ

Müşrikler, tevhid inancını bir kenara vazgeçerek putlara tapıyor ve onların kendilerine şefaatçi olacaklarına inanıyor, Allah Teâlâ’ya inandıklarını söylemekle beraber, O’nun ulûhiyetine ait sıfatlarını inkâr ediyorlardı. Mekke devrinde tevhid inancını ispat eden pek çok âyet-i kerîme nâzil olmuşsa da Âyetü’l-Kürsî, Medine yarıyılının ilk senelerinde, Allah Teâlâ’ya inanç mevzusundaki doğru itikadı sanki bir bildiri biçiminde beyan etmek ve Mekke’de inmiş olan tevhid âyetlerinin ortak mânâsını özetlemek üzere indirildi. el-Mürşidî, vr:27/A

AYETEL KÜRSİ NASIL İNDİRİLDİ?

Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimiz’e 23 senede parça parça indirilmiş, her inen âyet-i kerîme Peygamber Efendimiz tarafından vahiy kâtiplerine yazdırılmıştır. Tefsir kitaplarımızda kaydolunduğuna göre bu âyet-i kerîme indiğinde Peygamber Efendimiz, vahiy kâtiplerinin başında gelen Zeyd bin Sâbit’i çağırarak bu âyet-i kerimeyi yazdırmıştır.

Hazreti Ali’nin oğlu Muhammed bin Hanefiyye’den aktarıldığına göre bu âyet-i kerîme indiğinde yeryüzünde birtakım fantastik hâller yaşanmış, dünyada bulunan putlar yere düşmüş, krallar da balanslarını kaybederek taçlarını düşürmüşlerdir.

AYETEL KÜRSİ NERELERDE OKUNUR?

Ayetel kürsi namaz içinde sure biçiminde okunduğu gibi, namazda tesbihden evvel de okunur. Aynı zamanda bu ayeti namaz dışında dua olarak ihlas suresi, nas suresi ve felak sureleri ile beraber okumanında iyi olduğu söylenmektedir.

AYETEL KÜRSİ’NİN ERDEMİ İLE ALAKALI HADİSLER

Kur’an-ın Gururesi Ayet-el Kürsi’dir

Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam şöyle emrettiler: “Her şeyin bir iftiharı var. Kur’an-ı Kerim’in haysiyetesi de Bakara suresidir. Bu surede bir ayet vardır ki, Kur’an ayetlerinin efendisidir.” Tirmizi, Sevabu’l-Kur’an 2, 2881.

Hangi Ayet Daha Büyük?

Übey İbnu Ka’b radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam bana: “Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın Kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu öğreniyor musun?” diye sordu. Ben: “O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur başka bir deyişle diridir her şeye kıyam sağlayandır” Bakara, 225 -ki buna Ayet’ü’l-Kürsi denir- dedim. Göğsüme vurdu ve: “İlim sana kutlu olsun ey Ebu’l-Münzir!” dedi.” Müslim, Ebu Davud, Vitr, 17, Salat 325, 1460.

Okuyanı Muhafaza Eden Sure “Ayetel Kürsi”

Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam emrettiler ki: “Her kim akşam olunca Ha-mim el-Mü’min vaktini baştan, 3. dahil ayetine kadar ve Ayete’l-Kürsiyi okuyacak olursa bu iki Kur’an kıraati sayesinde sabaha kadar muhafaza olunur. Kim de aynı şeyleri sabahleyin okursa onlar sayesinde akşama kadar muhafaza edilirler.” Tirmizi, Sevabu’l-Kur’an 2, 2882.

Kur’an’ın En Erdemli Ayeti

Muhammed b. İsâ’dan nakledildiğine göre İbnü’l-Aska’ şöyle der:

“Adamın biri Hz. Peygamber’e gelip,

‘Kur’an’ın en erdemli âyeti hangisidir?’ diye sordu. Resulullah asm. şöyle emretti:

Âllah’u Lâilâhe illâ huve’l-Hayyu’l-Kayyûm… ” Müslim, Müsafirîn, 258; Ebû Dâvûd, el-Huruf ve’l-Kiraa, 35; İbn Hanbel, V/142.

Başka bir hadisi şerifte şu biçimde geçmektedir:

“Kur’an’ın en erdemli âyeti Bakara sûresindeki Âyetü’l-kürsi’dir. Bu âyet bir konutta okunduğu zaman iblis oradan uzaklaşır. ” Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2

Ayetel Kürsi İblisi Konuttan Uzaklaştırır

“Kur’an’ın en erdemli âyeti Bakara sûresindeki Âyetü’l-kürsi’dir. Bu âyet bir konutta okunduğu zaman iblis oradan uzaklaşır. ” Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2

Ayetel Kürsi En Erdemli Ayetlerdendir

Hz. Peygamber asm şöyle emretmiştir:

“Âyetü’l-kürsî Kur’ân âyetlerinin şahıdır.” Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2

Bu âyet-i kerîmede Cenâb-ı Allah’ın yüceliği, sıfatları, cihanda alana gelen büyük hadiselerin tamamen onun istemi güzergahında vukû bulduğu, onun isteği ve izni olmadan hiç bir kimsenin başkasına şefaat edemeyeceği, O’nun kürsüsü, göklerde ve yerdekilerin ona ait olduğu hakkında bilgi verilmektedir.

AYETEL KÜRSİ TEFSİRİ

AYETEL KÜRSİ’NİN TEFSİRİ

İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’l-kürsî” ismiyle anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri nedeniyle dikkat sürüklemiş, hakkında hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l Kürsî de –onlardan daha geniş ve ayrıntılı olarak– bu özelliği taşımaktadır.

Bir evvelki âyette peygamberlerin getirdiği bunca âyet ve “beyyine”ye imana götüren işaret ve kanıt karşın insanların ihtilâfa düştükleri, kiminin küfrü kiminin imanı seçim ettiği zikredilmişti. İnsanı imana götüren kanıtlar, usunu kullanarak üzerinde düşüneceği “kendisinde ve yakından uzağa etrafında enfüs ve âfâk”, peygamberleri desteklemek üzere Allah’ın onlara lutfettiği mûcizelerde ve vahiy yoluyla yapılan “sağlam kanıtlara dayalı laflı açıklamalar”da görülmektedir. Bu âyet asıl mâbudu arayanlar için eşsiz ve başka hiçbir kaynaktan elde edilemez bir söylemedir, delildir.

Şevkânî’nin Buhârî, Müslim, Nesâî, Ahmed b. Hanbel gibi sahih kaynaklardan derlediği hadislerden birkaçı dahi bu âyetin ehemmiyeti hakkında bir fikir edinmeye yetecektir: Hz. Peygamber, Übey b. Kâ‘b’a “Allah’ın kitabından hangi âyet en büyüğüdür” diye sorup “Âyetü’l-kürsî’dir” yanıtını alınca onu tebrik etmiştir Müslim, “Müsâfirîn”, 258.

Yeniden Übey’in hurmasına iblise tâbi bir cin musallat olmuş; vermeyi, dağıtmayı beğenen Übey’i bundan vazgeçirmek üzere hurmayı aşırmaya başlamıştı. Übey mahlûku takip ederek tuttu. Enteresan bir biçimi vardı. Onunla konuşunca kimliğini ve maksadını kavradı. Kendilerinden nasıl kurtulabileceğini sorunca “Bakara sûresindeki kürsü âyeti ile” dedi ve ilave etti: “Onu akşamda okuyan sabaha kadar, sabahta okuyan akşama kadar bizden korunmuş olur.” Sabah olunca Übey gidişatı Hz. Peygamber’e aktardı. Resûlullah, “Habis doğru söylemiş” emretti.

Buhârî’de de Ebû Hüreyre’den naklen yukarıyadaki yakın bir söylenti vardır. Hz. Peygamber’e vakayı anlatınca iblis olduğunu bildiği hırsız Ebû Hüreyre’ye şöyle demiştir: “Yatağına uyuyunca Âyetü’l-kürsî’yi oku, kesintisiz olarak Allah’tan bir gözeticin olacak ve sabaha kadar sana iblis yanaşamayacaktır.”

Allah varlığı ezelî, ebedi, zaruri ve kendinden olan, her şeyi yaratan, her şeyin mâliki ve mukadderatının hâkimi, her şeyi öğrenen ve her şeye kadir olan… yüce mevlânın öz adıdır. Bu öz ad zikredildikten sonra hem O’nun vahdâniyeti birliği, tekliği hem de İslâm’ın getirdiği imanın tevhid Allah’ı birleme, bir öğrenme özelliği söylenmek üzere “O’ndan başka ilah yoktur” buyurulmuştur.

Müşrikler elleriyle yaptıkları putlara tapmakta idiler. Bunlar cansız eşyadan yapılırdı. Canı dahi olmayan varlığın ilâh olamayacağını ifade etmek üzere hemen arttan “O diridir” buyurulmuştur. Evet Allah diridir, O’nun yaşam sıfatı vardır ve tıpkı öteki adları ve sıfatları gibi bunun da mahiyetini ancak kendisi öğrenmektedir.

Gerek Araplar’daki gerekse öteki kavimlerdeki müşriklerin çoğu büyük bir Allah’a inanmakla birlikte bunun yanında –her birine bir işlev tanıdıkları– güya yaradanlara inanmışlardır. Bu inanç tevhide terstir. Tevhidi söyleyerek başlayan âyet, Allah Teâlâ’nın “kayyûm” sıfatını zikrederek “ufak, taşıtı, özel vazifeli… yaradanlar”a gerek bulunmadığını ifade etmektedir. Zira kayyûm, “tam varlıkları görüp koruyan, idareyen, bir an dahi onları bilgi ve alakası dışında yakalamayan” demektir. “Onu ne uyku basar ne yatar” tümcesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiştirmekte ve azıcık daha anlaşılmasını sağlamaktadır. Uyku basan veya fiilen yatan birinin himaye, idare, koruma gibi işleri yerine getirmesi olası değildir. Allah Teâlâ’nın kayyûmluğu kâmil ve sürekli olduğuna, daha doğrusu kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine göre O’nu ne uyku basar ne de yatar.

Yerde ve gökte ne varsa –başka hiçbir kimseye değil– O’na aittir; yaratanı da asıl sahibi de O’dur. Âyetin bu mânayı ifade eden parçası “Yalnız O’na aittir” kısmıyla tevhidi öğretirken “başkasına değil” mânasıyla de şirkin çeşitlerini yalanlamaktadır. Zira müşrik cemiyetler varlıkları yaratılış, aidiyet ve yetki bakımlarından muhtelif yaradanlar arasında paylaştırmışlar; meselâ yıldız, gök, yer… tanrılarına bahsetmişlerdir. “Yerde ve gökte” deyimi Arapça’da “tam varlıklar” mânasında kullanılmakta, ismine yer ve gök denilmeyen veya maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir.

Allah’a ortak koşan kâfirlerin bir kısmı, bu ortakların O’na denk olduklarına değil, O’nun nezdinde yalanlanamaz şefaat, geri çevrilemez aracılık hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu kavrayış içinde tapınmaktadırlar. “Allah katında, O izin vermedikçe hiçbir kimse şefaat edemez” mânasındaki tümce bu inancın gerçek değilliğini ortaya koymakta; şefaatin de izne bağlı bulunduğunu, O izin vermedikçe ve dilemedikçe kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını özlü ve tesirli bir biçimde zekâlara yerleştirmektedir. Allah katında kendisine şefaat izni verilenlerin gidişatı ve yetkileri, mükâfat merasimlerinde mükâfatları vermek üzere kürsüye çağrılan gurur misafirlerininkine benzemektedir. Mükâfatnam kime verileceğini öğrenen ve tanımlayan onlar değildir. Ancak bu töreni tertipleyenlere göre onlar, onurlu, hürmete lâyık, büyük kimseler olduklarından kendilerine böyle bir istisna verilmiştir. Allah katında şefaatlerine izin verilecek olanlar da Allah’a yakın ve sevgili kullar olacaktır.

Allah’tan başka tam şuur ve bilgi sahiplerinin bilgileri hudutludur, doğru da yanlış da olmaya sarihtir. Bu genel asıl şefaat sorununa uygulandığında kimin şefaate lâyık olduğunun da ancak Allah tarafından öğrenileceği anlaşılır. Zira dış görünüşü mâ beyne eydîhim itibariyle şefaate lâyık görülenlerin, kullar tarafından görülemeyen ve öğrenilemeyen iç suratları mâ halfehüm itibariyle böyle olmamaları olasıdır. Allah birdir ve sadece O imana lâyıktır; zira O’ndan başka olmuşu, olacağı, saklıyı, sarihi, geçmişi, geleceği, görüleni, gaybı öğrenen yoktur.

Kürsî kürsü, “koltuk, sandalye, taht” anlamlarına kazanç. Mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mal mânalarında da kullanılmaktadır. Allah Teâlâ’nın üzerine oturulan maddî alet mânasında kürsüsü olamayacağından –bu O’nun bizzat söylediği yüce sıfatlarına ters düştüğünden– burada kürsüden bir başka mânanın hedeflenmiş olması gerekir. Esasen Kur’an’da Allah’a nisbet edilen, “Allah’ın…” denilen her şeyi, O’nun varlığına dahil veya kullandığı bir şey olarak kavramak da doğru değildir. Meselâ “Allah’ın konutu, Allah’ın ruhu, Allah’ın emri, Allah’ın kölesi” bütünlemelerinde Allah’a ait olan şeyler böyledir. Bunlar ne O’nun varlığının bir parçasıdır ne de kullandığı taşıtlardır; ehemmiyet ve iftiharlarından dolayı O’nun” diye belirlenmişlerdir. İbn Abbas’a göre kürsüden kasıt ilimdir. O’nun ilmi her şeyi kaplar. Âyetin bu kısmını, “kürsüden kasıt O’nun hükümranlığıdır ve buna hudut yoktur, hiçbir şey O’nun dışında kalamaz” veya “Allah semavatı, talebi, arşı Kur’an’da zikretmiş, fakat bunlardan kastın ne olduğuna söylememiştir. Kürsüsü de böyle bir varlıktır, yerleri ve gökleri içine alacak kadar geniştir. Ne ve nasıl olduğunu ise ancak kendisi öğrenmektedir” biçiminde kavramak olasıdır.

Yüce, kâmil, eşsiz sıfatlarının bir kısmı âyette zikredilen yüce Allah’a, kulların baki gibi gördükleri evreni gözetmek, korumak ve idaremek elbette efor gelmeyecek, O’nu yormayacak, meşgul dahi etmeyecektir. Zira O yücelerden yücedir, kimse öğrenmez nicedir.

AYETE-L KÜRSİ’NİN ÖĞRETTİĞİ HAKİKATLER

AYETEL KÜRSİYİ ÇOK EHEMMİYETLİ YAPAN HİKMETLER NELERDİR?

AYETEL KÜRSİNİN ERDEMLERİ NELERDİR?

UYURKEN ÂYETE’L KURSÎ’Yİ OKUMANIN ERDEMİ

NAMAZDA OKUNAN SURELER

Fatiha Suresi

Fil Suresi

Fecr Suresi

İnşirah Suresi

Kureyş Suresi

Maun Suresi

Kevser Suresi

Kafirun Suresi

Nasr Suresi

Tebbet Suresi

Felak Suresi

Nas Suresi

sizlere IslamıYaşıyorum.com farkıyla sunulmuştur .
Dualar ve Anlamları

Rüya Tabirleri

Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: