TEVHİD İNANCI DAVRANIŞLARIMIZA NASIL SİRAYET EDER?

TEVHİD İNANCI DAVRANIŞLARIMIZA NASIL SİRAYET EDER?

TEVHİD İNANCI DAVRANIŞLARIMIZA NASIL SİRAYET EDER?

TEVHİD İNANCI DAVRANIŞLARIMIZA NASIL SİRAYET EDER?

Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olabilmek için nefsin heveslerini bertaraf etmek ve benliğin dik yokuşlarını aşabilmek zarurîdir. Çünkü bir mü’minin, enâniyet ve nefsâniyet tezâhürü olan iftihar, böbür, ihtiras, hiddet gibi tam mânevî felâketlerden kendini gözetebilmesi, ancak kendi gerçeğinin “yokluk ve hiçlik” olduğunu lâyıkıyla idrâk etmesine bağlıdır.

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri emreder:

“Hakkʼa eren, sırf saygıyı muhâfaza ettiği için ermiştir. Yolda kalan da, sırf saygıyı terk ettiği için geri kalmıştır.” [4]

Mânevî terbiye yolculuğunda âdâba riâyet, kasta erişmenin ilk koşuludur. Cenâb-ı Hakkʼın rızâ ve muhabbetine vuslat da, Oʼnun emirlerini îfâ etmek kadar, bu emirleri “tâzîm li-emrillâh” düstûrunca, yüksek bir tâzîm ile, başka bir deyişle nezaket ve saygıyla yerine getirmeye bağlıdır.

Allah için yapılan tam iman ve hizmetleri, îman aşkıyla, muhabbetle, vecd ile îfâ etmek, son derece önemli bir kulluk terbiyeyidir. Çünkü Cenâb-ı Hakkʼın bizim iman ve hizmetlerimize lüzumu yoktur.

BÂYEZİD-İ BİSTAMÎ HAZRETLERİNDEN İKİ NASİHAT

Nitekim bir şahıs gelip:

“–Bana öyle bir şey öğret ki, kurtuluşuma vesîle olsun!” dediğinde, Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri ona şu öğütte bulunmuştur:

“–Şu iki tümceyi usunda yakala, ilim olarak bunu öğrenmen sana kâfîdir:

Hak Teâlâ sana şah damarından daha yakındır, her şeyi öğrenir ve görür.Allah Teâlâ’nın, senin ameline lüzumu yoktur. Aksine senin O’na fakir olduğunun idrâki içinde, şükür duygularıyla sâlih ameller işlemeye bak!”[5]

Velhâsıl Hak katında önemli olan; kulluk misyonlarımızın îfâsı kadar, onların îfâsı esnâsında sergileyeceğimiz kalbî gidişatımızdır. Başka Bir Deyişle samimiyet, çaba, iştiyak ve saygımızın hangi seviyede olduğudur.

Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-;

“Amelde nezaket, onun kabûlüne işarettir.” buyurmuştur.

Hak arkadaşları da;

“İman, insanı Cennetʼe götürür. İmanda nezaket ve tâzîm ise kulu Allâh’a götürür, Hakk’a yanaştırır.” demişlerdir.

Nitekim bu hassâsiyetin bir tezâhürü sadedinde, Sâmi Efendi ve Mûsâ Efendi Hazretleri, namaza gösterdikleri tâzîm gereği, seccâdenin püsküllerinin dahî muntazam olmasına dikkat ederlerdi.

KELİME-İ TEVHİD ANAHTARININ DİŞLİLERİ

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri emreder:

“«Lâ ilâhe illâllah» lafı, Cennet’in anahtarıdır. Fakat şu bir reeldir ki, dişleri olmayan anahtar kapıyı açmaz. Kelime-i tevhîd anahtarının dişleri ise şunlardır:

Palavra, kötüle, rivayet, gıybet ve boş laflardan arınmış bir dil.Hîle ve desîselerden, günahların sıkıntısından arınılmış bir kalp.Haram ve kuşkulu şeylerden korunmuş bir mide.İftihar, böbür, azamet gibi nefsânî tutkulardan ve bid’atlerden uzak amel-i sâlihler.”[6]

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz emreder:

“Kimin son lafı; «Lâ ilâhe illâllâh: Allah’tan başka ilâh yoktur.» olursa, o şahıs Cennetʼe girer.” Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16/3116; Ahmed, V, 247

Fakat son lafımızın kelime-i tevhîd olmasını istiyorsak, yaşamımızın her evresini tevhîd muhtevâsında yaşamaya çaba etmemiz zarûrîdir. Çünkü öbür bir hadîs-i şerîfte de şöyle emredilir:

“Nasıl yaşarsanız öyle can verirsiniz, nasıl can verirseniz öyle diriltilirsiniz!..” Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663

Yaşamımızı kelime-i tevhîdʼin tanımladığı istikâmet üzere yaşamak için de, usumuzu, kalbimizi, dilimizi, midemizi, velhâsıl tam âzâlarımızı ve onlarla sergilediğimiz tutumlarımızı, tevhîd inancına göre, sanki bir süzgeçten geçirmeliyiz. Helâl-haram, hak-bâtıl, hayır-şer, doğru-yanlış, sevap-günah gibi hususlarda, tevhîdin kılavuzluğu altında yaşamımızı tanzim etmeliyiz.

İÇ DÜNYAMIZDAKİ PUTLAR

Unutmayalım ki tevhîd inancının aslâ ortaklığa tahammülü yoktur. Tevhîd ehli bir müslüman, nasıl ki dış dünyadaki bâtıl ilâhları yalanlayıp yalnız Cenâb-ı Hakkʼı Rab olarak öğrenirse; iç dünyasından da, tevhîdin mânâ ve rûhuyla tezat teşkil eden tam hâl ve davranışları bertaraf etmelidir. Hazret-i İbrahimʼin, puthânedeki putları kırması gibi, îmânın mekânı olan kalbini de iftihar, böbür, riyâ, ucub, hevâ, arzu gibi nefsânî putlardan arınmalıdır. Çünkü âyet-i kerîmede:

Ey Peygamber! Hevâ ve arzusunu makûs duygularını ve nefsânî ihtiraslarını kendisine ilâh edineni gördün mü?” el-Furkân, 43

Hadîs-i şerîfte de:

“Allâh’a göre gök kubbe altında iman edilen sahte ilâhlar arasında, peşine düşülen hevâdan daha ağırı ve daha makûssu yoktur.” emredilmektedir. Heysemî, I, 188

MANEVİ TEKÂMÜLÜN ÜÇ BASAMAĞI

Demek ki kelime-i tevhîdin hakîkatinde derinleşerek, asıl mânâda tevhîd ehli olabilmek için; kulu Rabbinden gâfil vazgeçen tam hevâ ve tutkuları “Lâ ilâhe” diyerek kalpten silip atmak gerekir. Daha sonra da kalbin bu arı-duru tabanında “İllâllâh” hakîkatini sâbitleyip, gönül tahtını sadece Allâh’a tahsis etmek îcâb eder.

Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm- tam fânî muhabbetleri gönlünden bertaraf etti, kalbi Cenâb-ı Hakkʼın cemâlî tecellîlerinin mazharı oldu. Böylece Cenâb-ı Hakkʼın arkadaşlığına kavuştu.

Bu nedenle tasavvuftaki mânevî tekâmülün birinci basamağı “اَلتَّخَلِّي” başka bir deyişle iç kâinatı Allahʼtan uzaklaştıran her şeyden, samimî tevbe, istiğfar ve nedâmet gözyaşlarıyla tahliye etmek;

İkinci basamağı “اَلتَّحَلِّي” başka bir deyişle Cenâb-ı Hakkʼın rızâ ve muhabbetini celbedecek hoş ahlâk ve sâlih amellerle hâllenmek;

Üçüncü basamağı ise “اَلتَّجَلِّي” başka bir deyişle mârifetullah ve muhabbetullah tecellîlerinden paylar almaktır…

Dipnotlar:  1 Prof. Dr. S. Uludağ, Bâyezîd-i Bistâmî, sf. 187, TDV Yayınları, Ankara 1994. Attâr, Tezkire, sf. 191. Hânî, Hadâik, sf. 320.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Mecmuası, Sayı: 348

sizlere IslamıYaşıyorum.com farkıyla sunulmuştur .
Dualar ve Anlamları

Rüya Tabirleri

1 Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: