HANGİ ANNE, CİĞERPÂRESİ EVLÂDINI ATEŞE ATABİLİR?

HANGİ ANNE, CİĞERPÂRESİ EVLÂDINI ATEŞE ATABİLİR?

HANGİ ANNE, CİĞERPÂRESİ EVLÂDINI ATEŞE ATABİLİR?

HANGİ ANNE, CİĞERPÂRESİ EVLÂDINI ATEŞE ATABİLİR?

Şeyh Şamil kimdir? Yaşamı süresince Kafkasya’daki Türk beldelerini işgal etmek, İslamiyet’i ortadan kaldırmak tasasında olan Ruslara karşı savaşan, tarihe iftiharlı şan vazgeçen bahadırlardan Kafkas Kartalı: Şeyh Şamil’in kısaca yaşamı…

Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyet’i tekerrür ihya etmek, Türk beldelerini işgale karşı gözetmek için verilen Kafkas-Rus çabasının en unutulmaz sîması Şeyh Şamil, 1797’de Dağıstan‘ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası Muhammed, ona Ali adını verdi. Ufak yaşta ağır hastalığa tutulan Ali’ye adetlerine göre Şamil adını de verdiler ve o adla çağırmaya başladılar.

Ufak yaşından itibaren ilim tahsil edip, bilgin olması için zamanın ulemasından okuttular. Şamil otuz yaşına kadar tefsir, hadis, fıkıh gibi zahirî ilimleri, edebiyat, tarih ve fen bilgilerini bilerek, büyük bir bilgin, gönül sahibi bir velî oldu.

ŞEYH ŞAMİL NASIL BAŞA GEÇTİ?

Rusların Kafkasya’daki Türkleri esirlik altına almak, kalplerindeki îmanı söküp atmak ve İslâmiyeti yok etmek için parasal ve manevî tam eforları ile uğraştığını görünce gönlündeki imanın tezahürü olarak cihat aşkıyla ortaya atıldı. Kafkasya’da yaşayan, onu başlarına imam, kılavuz, başka bir deyişle başkan seçtiler.

KAFKAS-RUS SAVAŞI

İmam Şamil daha evvel Rusların esirliğini kabul etmiş kabileleri de saflarına katarak, kumpaslı ufak bir ordu kurdu. Bu ufacık ordu ile bütün 25 sene Türkleri esirlik altına almak, İslâmiyet’i yok etmek isteyen, Ruslara kan kusturdu. Nice generallerini savaş alanlarında öldürüp, nicelerini de çarlarına karşı ufak düşürdü. Onları aciz vazgeçti.

“Şemsü’s-Şümus” adlı kitapta bildirildiğine göre, Şeyh Şamil dostları ile ilim bilmek üzere Bağdad’a gidip, Mevlana Halid Hazretlerinden ders aldı. Ondan tefsir, hadis, fıkıh, edebiyat, tarih gibi zahirî ilimleri bilerek büyük bilgin, ayrıca tasavvuf ilmini bilerek, şeyhinin eşsiz teveccühleri ile de büyük bir veli oldu.

Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri, bu bedelli öğrencisine halifelik de vererek Allah’a kavuşmak hevesiyle yanan aşıkların kalplerine bir kıvılcım sunması için memleketi olan Kafkasya‘ya gönderdi.

Şeyh Şamil 30 yaşlarına geldiği zaman iki metreyi aşkın boyu, geniş omuzu, levend endamı, ilmî kudreti, sarsılmaz imanı, apaçık bakışları ile mükemmel bir karakter idi. 17 sene evvel Mansur ile başlatılan hürriyet çabasında yerini aldı. Mansur’dan sonra Gazi Muhammed Kafkasların başına geçerek imam oldu. Başka Bir Deyişle başkan oldu. O da gönül sahibi bir veli idi.

ŞEYH ŞAMİL’E VASİYET EDİLEN GÖREV

Şeyh Şamil’in çocukluk dostu olan Gazi Muhammed Ruslarla yaptığı Gimri muharebesinde şehit olmadan evvel:

– “Kardeşim Şamil bu savaşta şehit olsam gerektir. Benden sonra Hamzat başkan olacak, onun kısa süren yönetinden sonra sen başa geçecek, yıllarca Kafkasya’ya karar edeceksin. Şöhretin âlemi yakalayacak. Çar ordularını harap edeceksin. Bu savaştan sonra Gimri’den gitsen dahi yeniden kurtarıp kabrimi düşman çizmeleri altında vazgeçmezsin inşaallah” demişti.

ŞEYH ŞAMİL’İN GİMRİ MUHAREBESİ’NDE GAZİ OLUŞU

Çarpışmanın şiddetlendiği bir an Gazi Muhammed şehit düştü. Bu hale çok üzülen Şeyh Şamil, sol eline aldığı enli kılıcı ile düşmanın ortasına girdi. Kılıç yakalayan eli makine gibi işliyor her vuruşta bir kafiri saf dışı ediyordu. Kalabalık korku içinde gerilerken O “Allah Allah” nidalarıyla saldırı üzerine saldırı tazeliyordu. Bir ara bir süngünün Şeyh Şamil’in kutlu göğsüne saplanıp arttan çıktığı görüldü. Şeyh Şamil süngüyü eliyle sürükleyip atarken, önüne çıkan düşmanları yaralı haliyle öldüre öldüre karanlıklara karıştı. Şeyh Şamil’in yaralandığını gören Gimri Camii müezzini Mehmed Ali onu takip ederek, savaş alanı dışındaki bir mağaraya gizledi. Şeyh Şamil pek çok yerinden yaralanmış, kaburga kemiklerinin kimileri ve köprücük kemiği de kırılmıştı. Reel yara göğsünde ve sırtında olup, kan her tarafını kıpkırmızı etmişti.

Tedavi edilen Şeyh Şamil, 25 gün baygın yattı. Kendine geldiğinde, annesini başucunda görünce, eforlukla:

“- Anacığım! Namazımın süreyi geçti mi?..” diye sordu. Namazlarını îma ile kılarak, aylarca yatakta uyuyan Şeyh Şamil’in Cenab-ı Hakk’ın izniyle yaraları kapandı, kırılan kemikleri birbirine kaynadı, sağlığa kavuştu.

1832’de şehit düşen Gazi Muhammed’in yerine Hamzat Bey başkanlığa seçildi. 3 sene kadar faaliyet gösteren Hamzat Bey 1835’de Hunzah Camiî’nde bir cuma günü şehit edildi.

ŞEYH ŞAMİL’İN İMAM SEÇİLMESİ

Onun şehadetinden sonra imamlık başka bir deyişle liderlik görevi Şeyh Şamil’e öneri edildi. Kocaman yapılı, sınırsız cesareti ile, bilgisi, sevk, yönet ve silah kullanmadaki marifetiyle ünü vatan hudutlarını aşan Şeyh Şamil ise, tevazu göstererek, daha ehliyetli birinin seçilmesini istedi. Hatta namzetler bile gösterdi. Gohlak‘da bir araya gelen bilginler ve ulusun ileri gelen temsilcileri, her türlü yetkiye selahiyetli olarak, Şeyh Şamil’e başkanlığı kabul ettirdiler.

ŞEYH ŞAMİL’İN İKİ EHEMMİYETLİ SİLAHI

Otuz dokuz yaşındaki Şeyh Şamil bu büyük yetkiye sabrederek tanınmış iki silahına sarıldı. Bunlar hitabet kudreti ve sol eliyle kullandığı kılıcı idi.

Imam_Shamil_-_01

Kafkasya’da ayrı ayrı hanlıklar halinde olan Müslümanları bir sancak altında toplamak, hatta Rusların esirliğini kabul eden Müslümanların kendi saflarına katılması için, köy köy, kasaba kasaba gezmeye başladı. Dağları, yaylaları ve baş döndürücü uçurumları bir hücumda aşarak niyetine erişiyor, kabileleri bir araya toplayarak, onlara, düşman esirliğinin makûsluğunu, Rus çizmesi ve dipçikleri altında bulunmanın faciasını, İslâmiyet’i ortadan kaldırmayı, Müslümanın iffetini lekelemeyi, hasta, bayan, çocuk demeden kılıçtan geçirmeyi, kendilerine onur sayan bu alçakların, pespayeliğini anlatıyordu. Ayrıca, onları dize getirmenin, ancak kumpaslı bir ordu ile olası olacağını,teşkilatlanırlarsa çar orduları ile baş edilebilecek gidişatta olduklarını, dışarıdan hiç bir dayanak gelmeyeceğini, bu nedenle iş başa düştüğünü her gittiği yerde açıklama ediyordu.

Tesirli hitabetiyle ulusu cezbediyor, Müslüman olarak yaşamak aşkıyla yanan bu insanların kalplerine birer kıvılcım saçıyordu. Bu talihte şehit olmanın mükafatının cennet olduğunu bildiriyor, dinin emirlerine uymanın, yasaklarından sakınmanın, ancak hürriyet ile olası olabileceğini herkesin kalbine nakşediyordu. Şeyh Şamil bu biçimde gecelerini gündüzlerine katarak istirahatleri terk ederek, kısa zamanda kısmen de olsa tertipli bir ordu ve mülki teşkilatı kuruluşa başardı. Deneyimli ve kıymetli naibleri dayanakçıları, vekilleri ordunun ve mülki yönetin başına geçirdi. Verimlik gösterenlere verdiği altın ve gümüşten yapılmış nişanlara:

“Sonunu düşünen kahraman olamaz, güç ve dayanak ancak Allah ü Teâlâ’dandır”

“Cesur ve yüksek ruhlu olana” biçiminde tümceler yazdırıyordu. Şeyh Şamil’in seçtiği bu naibler, memleketin olduğu kadar, askeri birliklerin de sevk ve yönetinde üstad idiler.

AKINCI BİRLİKLERİ İLE YAPILAN BASKINLAR

Güney Kafkasya ve Gürcistan işgal edilmiş olduğundan, Kafkasları mahsur durumda, kendi yağları ile kavrulmak zorunda idiler. Şeyh Şamil yalnızca bir ilim adamı değil, mali, mülki, askeri teşkilat ve savaş ekonomisi alanlarındaki büyük galibiyetlerini, dünyaya parmak ısırtan cesurluk sevk ve yönet becerisini üzerinde taşıyordu. Onun kudretli elinde, devlet, hak ve terbiye esasları üzerinde bir makina intizamı ile çalışmaya başladı.

Şeyh Şamil akıncı birlikleriyle sık sık baskınlar yaparak sanki onları yıldırdı.

ŞEYH ŞAMİL’İN ÇAR’A MEKTUBU

Çar Nikola, şike ile Şeyh Şamil’i elde etmek için bir çok vaadlerde bulundu. Ve generallerinden Klug von Kluge mektubu verdi. General Şeyh Şamil’in huzurunda Çar’ın baki ve pek parlak önerileri olan mektubu okudu. Bunun üzerine Şeyh Şamil süratle kalkarak “namazım geçiyor” diye heybetle geri çekildi, namazını kıldıktan sonra gelen Şeyh Şamil, sapsarı kesilen generale kesin yanıtını şöyle bildirdi:

“Kahraman teb’amın kalblerinde kök salan bu eşsiz galibiyet inancını kökünden kazımadıkça bu kutlu vatan topraklarını en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekden bizi men edemezsiniz. Dinim ve vatanım şansında tam çocuklarımı ve ailemi kılıçtan geçirseniz, zürriyetimi kurutsanız, en son teb’amı öldürseniz tek başıma son soluğumu verinceye kadar, sizinle savaş ederim. Nikola’yı tanımıyorum”

Hiç bir laf söylemeye cesaret edemeyen general parçaladı ve gidişatı Çar’a bildirdi.

Çar hazır bir yol açılmış iken, ikinci bir girişim olmak üzere Kafkas orduları baş kumandanı general Feze‘yi İmam Şamil’e tekerrür gönderdi. Onun da aldığı tarihi yanıt şudur:

“Ben, Kafkas Müslümanlarının hürriyete kavuşmaları için silaha sarılan gazilerin en altı Şamil Allah’ın himayesini Çar’ın efendiliğine feda etmemeye yemin eden, özü lafı doğru bir Müslümanım. Daha evvel Çar Nikola’yı tanımadığımı, emirlerinin bu dağlarda geçersiz olduğunu general Klugenav’a kavrayacağı biçimde tekerrür tekerrür söylemiştim. Bu lafları sanki taşa söylemişim gibi, Çar hala görüşmek için beni Tiflis’e davet ediyor. Bu davete icabet etmeyeceğimi, bu mektubumla son kez size bildiriyorum. Bu surattan fani bedenimin parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üzerinde taş bırakılmayacağını öğrensem, bu kesin kararımı hiç bir zaman değiştirmeyeceğim. Yanıtım bundan ibarettir. Nikola’ya ve onun kölelerine böylece bilindiği üzere ola”

Şeyh_şamil_ruslarla_dağ_başında-resim_1800_yıllar

KAFKAS MÜDAAFASI

Çar Nikola, yolladığı elçilere, layık oldukları yanıtı veren ve kendine hiç bedel vermeyen Şeyh Şamil’i ortadan kaldırmak üzere bir ordu kurup general Grabe adındaki emrin emrine verdi.

Çarpışma başladı, Şeyh Şamil’in iki atlı birliği ayrı kollara bölerek, yıldırım gibi kanatlanıp, yürüyüş halinde tuttuğu düşman üzerine atıldı. Ruslar 30 bin, Müslümanlar ise 10 bin kadardı. Bir anda “Allah Allah” sesleri ile at kişnemeleri ortalığı çınlatmaya başladı. Evvel tüfek ateşiyle başlayan muharebe, bir vakit sonra göğüs göğüse kılıçla çarpışma haline dönüştü. Şeyh Şamil sol eline aldığı kılıcını makine gibi işletiyor, her kılıç çalışta bir baş düşürüyordu. Bir taraftan da darda kalan askerlerin dayanağına koşuyordu. “Koman cesurlarım, vurun aslan vicdanlı gazilerim” dedikçe cesur atlıların, her biri birer aslan kesiliyor, Rus askerlerini darmadağın ediyordu. General Grabe, 30 binden ziyade askerinin makûs gidişatın görünce, üstün temkin güçlerini devreye soktu. Ve çevredeki kalelerden seri imdat istedi.

Şeyh Şamil bu baskının sonucunu almak için geceleri dahi çarpışmaya devam ediyordu. Bu sırada Şeyh Şamil düşmana ağır zayiat vererek geri çekildi. Fakat 2 bin merdini kaybetmiş olduğu halde, Ahulgah‘a vardı.

Mücadele senelerce devam etti. Bundan sonraki günlerde Şeyh Şamil Kafkasya’ya musallat olan Rus ordularına sık sık baskınlar yaptı, akınlar tertip etti. Onları memleketlerinden çıkarmak için geceli-gündüzlü çalıştı. Fırsat buldukça birinci Nikola’yı can evinden vuruyor, hiç beklemediği yerlere saldırıyordu. Hiçbir devletten dayanak görmeden bütün 25 sene Ruslarla mücadele ederek vatanını müdafaa etti.

ŞEYH ŞAMİL’İN RUSLARLA YAPTIĞI UYUŞMA

Yeni Rus çarı ikinci Aleksandr, başa geçtikten sonra, Şeyh Şamil sorununu halledip Kafkasya’yı baştan başa fethetmek için, Prens Baryatinski kumandasında beş ordu hazırlattı. Onun emrinde elli bine yakın seçme asker ve elli etrafında ağır top mevcut idi. Bu muazzam güce karşı Şeyh Şamil de 5 bine yakın atlısıyla Ruslarla çarpışmaya başladı. Ve Şeyh Şamil Gunip Dağı‘na çekildi. Bu dağda 500 kadar fedaisi ile 1,5 ay zamanla koskoca bir ordu ile savaştı. Ellerinde atacak barutları, gıda bir şey kalmadı. Çevresindeki cesur askerlerin dört suratı daha şehit oldu. Gıda yerine karınlarına taş bağlayarak düşmanla gayrete devam ediyorlardı. Başkumandan Baryatinski, Şeyh Şamil’i canlı olarak ele geçirmek istiyordu. Bu nedenle Şeyh Şamil’e beyaz sancaklı elçiler yollayarak teslim olmasını öneri etti.

Şeyh Şamil’in çocukları ve askerleri bu ümitsiz çabada Şeyh Şamil’in şehit olacağını sonunda Kafkasların başsız kalacağını düşündüler. Şimdi bir uyuşma ile teslim olurlarsa ileride Allah’ın yaratacağı yeni ihtimallere göre hareket edebileceklerini Şeyh Şamil’e bildirdiler. Şeyh Şamil dini vatanı için canını hoşlana hoşlana vermeye hazırdı. Fakat Müslümanlara dayanak etmek sağ kalmakla olasıydı. Bu nedenle gelen elçilerle uyuşma yapıldı. Bu uyuşmaya göre:

Müslümanların dinlerine karışılmayacak, onlardan asker alınmayacak, ödenti bir araya gelmeyecek, Müslümanların iç işlerinde özgür bir devlet olup, yönetçilerini kendileri seçecekler, Şeyh Şamil, aile efradı ve mevcut kırk kadar askeri ile silahları bile ellerinden alınmadan Osmanlı’ya gidebileceklerdi.

1859’da yapılan bu uyuşmadan sonra silahlar sustu. Başta baş komutan Baryatinski, öbür generaller ve tam Rus askerleri yirmi beş yıldır bir avuç fedaisi ile, koskoca Rus ordusunu harap eden, akla havsalaya sığmayan menkıbeler sahibi olan kahraman Şeyh Şamil’i bir an evvel yakından görmek istiyorlardı. Şeyh Şamil kendine hayranlıkla bakan Rus askerlerinin aralarından geçerek, Başkumandan Baryatinski’nin çadırına gitti.

Baryatinski uyuşma koşullarının geçersiz olduğunu, kendisinin ve aile efradının Çar ikinci Aleksandr’ın tutsağı olup, davetli muamelesi yapılacağını bildirdi. Sözlerinden dönen bu pespaye Ruslara karşı yapılacak bir şey yoktu.

DÜŞMANI DAHİ SAYGI DUYDU

64 yaşında bulunan Şeyh Şamil, oğulları Gazi Muhammed, Muhammed Şefi ve aile efradıyla askerlerini Çar Aleksandr’ın bulunduğu Moskova’ya gönderdiler. Rus Çar’ı Şeyh Şamil’e çok saygı gösterdi. Ve Kaluga kentinde emrine büyük bir konak ve hizmetçiler verdi.

Şeyh Şamil Kaluga’da kaldığı on yıl zarfında kendini kitaplara verdi. Ancak bu biçimde avuntu bulabiliyordu. Artık oldukça ihtiyarlamış, esirlik yaşamı onu iyice çökertmişti. Bir kezinde ziyaretine gelen Rus Çarı’na hacca gitmek istediğini bildirdi. Rus Çarı kabul etti. Fakat oğullarının rehin olarak kalması gerektiğini bildirdi. Bunu, kabul eden Şeyh Şamil 1870’de İstanbul’a hareket etti. Bu haberi duyan İstanbullular coşkuyla İmam’ın gelmesini beklediler.

ŞEYH ŞAMİL’İN İSTANBUL ZİYARETİ

Sultan Abdülaziz Han sarayında hazırlıklar yaparak yıllardır Rus’a kan kusduran Şeyh Şamil Hazretlerini beklemeye başladı. İstanbul’a geldiği gün yer yerinden oynamış, millet sahile dökülmüştü. Rus vapuru Dolmabahçe önünde demirlediğinde, Sultan Abdülaziz’in saltanat kayıkları İmam Şamil’i ve aile efradını epilepsiye getirdiler. Abdülaziz Han onu sarayın kapısında karşılayıp büyük bir saygıyla “Babam mezarından kalksaydı, ancak bu kadar coşabilirdim.” diyerek çok övgülerde bulundu.

imamSamil-829x1024

Sarayda hal hatır, sohbetleri arasında Sultan Abdülaziz her türlü emrine amade olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Şeyh Şamil:

“Padişahım, yaşamımın şu son günlerini aşkıyla yandığım sevgili Peygamberimizin huzuru şeriflerinde geçirmek istiyorum. Bunun teminini zat-ı alinizden istirham ediyorum” dedi. Bu tutkuyu büyük bir itina ile yerine getirmek için Rus sefirini epilepsiye çağırttı. Gidişatı anlatıp Çar’a bildirmesini emretti.

Rus Çar’ı İkinci Aleksandr, kabul edip Şeyh Şamil’in Rusya’ya geri dönmemesini bildirdi. Buna ziyade hoşnut olan Şeyh Şamil Hazretleri, İstanbul’da kısa bir vakit daha kaldı. Sultan Abdülaziz’in ve İstanbulluların gösterdiği yakın ilgiye, konukseverliğe hayran oldu. Bu kadar alakaya karşın bir an evvel Hicaz’a gitmek istediğini padişaha bildirdi. Abdülaziz Han da onun için en muhteşem vapurunu hazırlatıp teşyi eyledi.

ŞEYH ŞAMİL’İN HAC YOLCULUĞU

Vapurun her uğradığı yerde millet Şeyh Şamil’i karşılıyor, onun duasını almak yarışına giriyorlardı. Mısır’a geldiklerinde Hidiv İsmail Paşa onu şöhretine layık bir biçimde karşıladı. O sırada İsmail Paşa’nın yanında Cezayir’i Fransız istilasından kurtarmak için çok çaba gösteren büyük bilgin, mücahit, Gazi Abdülkadir Efendi de davetli olarak bulunuyordu. İki kahraman alimin sohbetleriyle onurlanan İsmail Paşa onları Kahire’de bir ay kadar davetli etmek bahtiyarlığına kavuşabildi. İskenderiye’ye kadar giderek Cidde’ye uğurladı. O sırada Mekke Emiri Şerif Abdullah da Şeyh Şamil Hazretlerini çok beğeniyordu. Onu büyük bir haysiyetle karşıladı. Hicazda onun büyük bir bilgin ve kahraman olduğunu duyan herkes onu görmeye can atıyor, alaka ve saygı gösteriyordu.

ŞEYH ŞAMİL’İN MEDİNE’Yİ GÖRÜNCE OKUDUĞU ŞİİR

Şeyh Şamil büyük bir itina, tam koşullarına azamî titizliği göstererek haccını yaptıktan sonra, onun sünnetini yaymak için uğraştığı, bu talihte vefatı göze aldığı, İki Evrenin Efendisi’nin huzurualilerine gitmek için, nurlu Medine yollarına düştü. Her an aşkı ile yandığı efendisine yanaşıyor, şimdiye kadar içinde kopan fırtınalar her geçen saniye daha da şiddetleniyordu. Medine görünmeye başladığında oldukça heyecanlanan Şeyh Şamil toprağa kapanarak öğretmeni Halid-i Bağdadî Hazretlerinin şu şiirini terennüm ediyordu:

Serveri alem sana aşık olub da yanarım

Her nerede olsam, o hoş cemalin ararım.

“Kaabe-kavseyn” tahtının sultanı Sen, ben hiçim

Davetlinim demeği hürmetsizlik sayarım.

Her şey kâinatta, senin onuruna yaratıldı.

Rahmetin bana da yağsa o an olur baharım.

İyilik kaynağısın, devalar deryasısın

Bir damla lütfen bana, tasaya takatsiz kaldım.

İMAM ŞAMİL’İN SALÂT Ü SELAMINA PEYGAMBERİMİZİN KARŞILIK VERMESİ

Peygamber Efendimiz’e olan aşkının çokluğundan ve ona kavuşmanın coşkusundan, gözlerinden su baskın gibi göz yaşı akıtan Şeyh Şamil Hazretleri, sürünerek Resulullah’ın huzuruna geldi. Başta Medine Muhafızı Hafız Paşa, seyyidler, dünyanın dört bucağından gelmiş olan hacılar, onu coşkuyla takip ediyorlardı. Mezarı saadetlerinin kıble tarafına geçip, kutlu ayak uçlarından, Resulullah’a gönlünün en derin köşelerinden sevinip gelen vecd ile:

“Essalatü ves-selamü aleyke ya Resulullah!

Essalatü ves-selamü aleyke ya Habîballah!

Essalatü ves-selamü aleyke ya Seyyid-el Evvelin vel ahirin” diyerek selam verince, Resulullah’ın mukabelesi ile onurlandı. Orada bulunanların tanık olduğu bu vakadan sonra Şeyh Şamil Hazretleri uzun vakit dua edip gözyaşı dökerek hasretini giderdi. Gönlündeki kasırgaları giderdi.

ŞEYH ŞAMİL’İN MEZARI NEREDE?

Şeyh Şamil, Medine‘ye geldiğinde hasta oldu. Kısa süren bu hastalığında aile efradı, birliktesi gelip kendisine hizmet edenlerle ve ziyaretine gelenlerle vedalaştı. Sultan Abdülaziz‘e Rus Çar’ında rehin vazgeçtiği çocuklarının kurtarılmasını Devlet-i Aliyye-i Osmaniye‘de misyon verilmesini bildiren bir mektup yazdırdı. Sonra başında okunan Kur’an-ı Kerim tilavetleri arasında 4 Şubat 1871’de kelime-i şehadet getirerek ölüm edip, hoşlandıklarına kavuştu. Cennetü’l-Baki mezarlığına defnedildi.

Kaynak: DİA

ŞEYH ŞAMİL’İN SULTAN ABDÜLAZİZ’DEN İSTEĞİ

ŞEYH ŞAMİL’İN SULTAN ABDÜLAZİZ’DEN İSTEĞİ

ŞEYH ŞÂMİL’İN NAMAZ HASSÂSİYETİ

ŞEYH ŞÂMİL'İN NAMAZ HASSÂSİYETİ

Beğen

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: